Yeniden Doğuş

  • 》》 Biraz mavi , biraz telaş , biraz bahar , biraz sessizlik ,biraz deniz kokusu, biraz huzur , bir parça turuncu ♧ Hoşgeldin Yaz ♧

HACI BORAN

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
4 Eyl 2005
Mesajlar
2,198
Aldığı Beğeniler
6
İMAM HZ. İMAM HÜSEYİN'İN HAYATI

Hz.İmâm Hüseyin, Hicretin 4. yılında Şaban ayının 3. gününde Medine-i Münevverede dünyaya gelmişlerdir. Hz.İmâm-ı Ali ile Hz.Fâtımatüz-Zehrânın ikinci o ullarıdır.

Hz.İmâm Hüseyinin künyeleri; Ebû Abdullah, lâkapları; Sıbt, Şehit, Tâbili emrillah (Allahın emrine uyan), Zeki ve Mübârek tir. Hz.İmâmın 5 erkek, 3 kız olmak üzere 8 evlâtları olmuştur. Erkek evlâdının üçünün adı Alidir; içlerinden sadece Ali Zeynel Âbidin kendilerinden sonra hayatta kalmış ve soyları Hz.İmâm Zeynel Âbidin Âliden yürümüştür. Ali Ekber ile süt emer bir ça da bulunan Ali Asgar ise Kerbelâda şehit olmuşlardır.

Hz.Peygamber bir hadîslerinde; Hüseyin bendendir, ben Hüseyindenim; Hüseyini seveni Allah sever buyurmuşlardır. Bu sözü söyleyenin kendi dile ine uyup söz söylemedi i, sözünün vahye uygun oldu u Kurân-ı Kerîmde; (3) O, arzusuna göre söz söylemez. (4) Onun sözü kendisine vahiy olunan bir vahiyden başka bir şey de ildir (Necm 3-4. âyetler) âyetleri ile bildirilen ve yine; Elbette Rabbin sana ihsân edecek, sen de hoşnut olacaksın (Duhâ 5.âyet) âyeti ile müjdelenen iki cihân serveri, Peygamberlerin sonuncusu ve adı Allah adından sonra anılan, âlemlere rahmet olarak gönderilen Hz.Muhammeddir.

Hz.Resûl-ü Ekremin, Hz.Fâtımanın evlerinin önünden geçerlerken, Hz.İmâm Hüseyinin a ladıklarını duyup, Hz.Fâtımaya; Bilmez misin ki onun a layışı beni incitir buyurdukları da bildirilmektedir.

Hz.Resûlullah yine bir hadîslerinde;
Hasan ve Hüseyin, cennet gençlerinin iki ulusudur demiş; Babalarının, onlardan da hayırlı oldu unu buyurmuş ve onların; Arşın iki küpesi mesâbesinde olduklarını söylemiştir. Hz.Muhammedin, bu iki göz nûru hakkındaki hadîslerini yazmaya kalksak ayrı ve büyük bir kitap olur.

Hz.İmâm Hüseyin, babası Hz.Alinin yanından hiç ayrılmadı. Babası ile birlikte Cemel ve Sıffıyn savaşlarına katıldı. Bu savaşlarda yi itli ini fazlası ile gösterdi ve kendisine herkesi hayran bıraktı.

Hz.İmâm Hüseyin dünyaya geldi inde, Hz.Resûl-ü Ekremin; Cebrâilin onun şehâdetini kendilerine haber verdi ini bildirdikleri rivâyet edilmiştir. Hz.Peygamber, Cebrâil Aleyhisselâmdan bu haberi aldıklarında, İmâm Hüseyini kucaklarına alıp a lamışlardı. Ümeys kızı Esmâ, a layışlarının sebebini sorunca, Hz.Peygamber; Azgın bir tâife, onu öldürecek; onlar şefâatime nâil olamazlar buyurmuşlar ve bunu Fâtımaya haber vermemesini söylemişlerdi. Hz.İmâm Hüseyinin do umlarından bir yıl sonra Hz.Peygambere, Hz.İmâm Hüseyinin şehâdeti yine haber verilmişti. Müminler anası Ümmü Selemede kendi evinde, Hz.Resûl-ü Ekremin; İmâm Hüseyinin Kerbelâda şehit edilece ini haber verdiklerini bildirmişlerdir.

Hz.İmâm Hüseyin, kardeşleri Hz.İmâm Hasanın, Muâviye ile uzlaştıklarını duyunca, huzûrlarına varıp sebebini sormuşlardı; aynı zamanda da a lamaktaydılar. Hz.İmâm Hasanın kardeşine cevapları şu olmuştu; Bundan önce babam Hz.Alinin uzlaşmasına sebep olan şey, bana da sebep oldu.

Hiç şüphe yok ki bu soru, Hz.İmâm Hasana itiraz yollu sorulmamıştı; böyle bir şey olamazdı da. Ancak Hz.İmâm Hüseyinin, bu sorusu ilerideki kıyâmlarına aykırı gibi görülen bu uzlaşmanın sebebini daha da açıklatmak içindi.

Hz.İmâm Hasanın vefâtlarından sonra Iraklılar, Muâviye aleyhine hareket tasarlamışlar, Hz.İmâm Hüseyine beyat etmek istemişlerdi. Hz.İmâm Hüseyinden; Muâviye ile aramızda uzlaşma var; onu bozmak olmaz; Muâviye ölünce bu iş için gereken şeyi yapaca ım cevabını almışlardı.

Hz.İmâm Hüseyin, kardeşleri Hz.İmâm Hasanın vefâtlarından 9 yıl sonra ve Muâviyenin ölümünden 2 yıl önce Mekkeye gitmişlerdir. Burada Hâşim o ullarıyla,Ehl-i Beyt dostlarını toplayıp onlara bir hutbe îrâd buyurmuşlar; Ehl-i Beyte ve Ehl-i Beyt Şîasına yapılan zulümlerden bahsedip demişlerdir ki;

Bugün ben size bâzı şeyler sormak istiyorum; sözlerim do ruysa gerçekleyin; de ilse yalanlayın; sözlerimi duyun, yazın, yayın; sonra şehirlerinize boylarınıza dönünce emin oldu unuz, inandı ınız kişilere sözlerimi duyurun, onları ça ırın; çünkü ben, bu gerçe in sörpüp yıpranmasından, yitip gitmesinden korkuyorum; ama; «Allah, kâfirler hoşlanmasa da nûrunu parlatır» (Saf 8. âyet)

Hz.İmâm bu hutbelerinde;
Zâlimlerin her tarafı tuttu unu, Müslümanların onlara âdetâ kul-köle kesildiklerini, îmansız kişilerin iş başına geçtiklerini, inananlara acımadıklarını, zayıflara şiddetli davrandıklarını, bütün bunlara karşı da Allahın kendilerine ululuk ihsân etti i kişilerin sustuklarını, bu yüzden gazaba u ramaları ihtimâlinin pek kuvvetli oldu unu anlatmışlar ve hutbenin sonunda;

Allahım buyurmuşlardı; Sen bilirsin ki bu sözlerim, hükmetmeye ra betimden, mal-mülk elde etmeyi diledi imden de il; ancak senin dîninin yollarını göstermek, şehirlerini mâmur bir hâle getirmek istedi imden. Böylece de mazlûm ve çâresiz kullarının esenli e ulaşmalarını, emirlerini, hükümlerini yerine getirebilmelerini sa lamak istiyorum. Ve sözlerini şöyle bitirmişlerdi;

Ey halk, bize yardım etmezseniz, hakkımızda insâfa gelmezseniz, zâlimler size musallat olurlar; Peygamberimizin dîninin nûrunu söndürürler. «Allah bize yeter ve ona dayandık, ona yöneldik ve varıp gidece imiz onun kapısıdır.» (Âli İmran 173. âyet)
Görülüyor ki Hz.İmâm Hüseyin kıyâma hazırlanmaktadır.

Muâviye, Hicretin 54. yılının sonlarında o lu Yezîdi, halîfe olmak üzere yerine seçmişti. O yıl Şam halkı, Yezîde beyat etmişler; Muâviye, Medineye gitmiş orada halka bu beyat işini açmış, o lunu övmüş, halkı beyate hazırlamaya çalışmıştı.

Hz.İmâm Hüseyin ve Hâşim o ulları beyat etmemişlerdi; esâsen Hz.İmâm Hüseyin, Muâviyeye de beyat etmemiş ve Hz.İmâm Hasan bu hususta ısrar etmemesini Muâviyeye söylemiş, o da kabûl etmişti.

Muâviye, Hicretin 60. yılında, 83 yaşında iken öldü ve yerine o lu Yezîd geçti. Yezîdin o makama geçmesi ile Müslümanlık; Saltanatı sarayıyla-debdebesiyle, vezirleriyle- nedimleriyle, ordusuyla-kumandanlarıyla, zindanıyla-cellâdıyla, ihsânıyla-inâmıyla, zulmüyle-kahrıyla ve saltanat hânedanıyla-keyfi idâresiyle, hazînesiyle ve yoksul sürünen halkıyla kurulmuştu.

Ahlâk selâmeti, bencillikten, benlikten çekinmek esası, insan birli i ve eşitli i üzerine kurulmuş olan İslâm dîni; Câhiliyye devrindeki soy-boy rekabetinin yeniden canlanması, halka emredip dünyayı sömürme gayreti, zenginli in gözleri kamaştırması, gönülleri avuç içine alması, meşrû mülkiyetin, gayri meşrû mâlikânecilik şekline girmesi, yüzünden bu hâle gelmişti.

Bu dönemde Hz.Resûlullahın bıraktı ı iki emânetten biri olan Kurânı Kerîmin hükmü iste e uyduruluyordu; Ehl-i Beyti ise her yerde kahrediliyordu artık. Bu zulme karşı çıkanlar; İslâmın esasını korumak için canlarını fedâ edenler ise İslâm arasına ayrılık sokanlar diye tanıtılıyordu.
Hz.İmâm Hüseyin, Yezîdin yaptı ı bu hareketlerden dolayı, Medinede kendilerine rastlayan ve Yezîde beyat etmesini ö ütleyen Mervanın sözlerine karşı;

İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn (Biz, Allahın kullarıyız, ancak Ona döneriz, musîbetlerine râzıyız.) (Bakara 156.âyet) âyetini okuduktan sonra; Esenlik İslâma buyurmuş ve Başımız sa olsun; çünkü ümmet, Yezîd gibi birinin hükmü altına girmekle büyük bir belâya u radı demiştir.

Yezîd, Medine Vâlisi Utbe o lu Velîde; Hz.İmâm Hüseyinden hemen beyat almasını, bu hususta hiçbir geciktirmeye meydan vermemesini emreden bir mektup gönderdi. Bunun üzerine Medine Vâlisi Velîd tarafından, Hz.İmâm Hüseyine derhal haber gönderildi ve ça rıldı.

Hz.İmâm Hüseyin, böyle mühim bir işin, husûsi bir mecliste, âdetâ gizlice olup bitmesinin do ru olmadı ını, halk toplanınca o vakit ne yapılması gerekse yapılaca ını bildirdiler.

Hz.İmâm Hüseyin kendisine yapılan bu resmi beyate dâvetten bir gün sonra, Hicri 60.yılı Recep ayının 29. günü; Hz.Resûlullahın, Hz.Fâtımatüz Zehrânın ve Ehl-i Beytin kabirlerini ziyaret edip, Medine-i Münevvereden çıktılar ve Mekke-i Mükerremenin yolunu tuttular. Hz.İmâm Hüseyin Mekkeye hareketlerinden önce, Hâşim o ullarına;

Kendileriyle gelenlerin şehit olacaklarını, fakat kendilerine uymayıp kalanların da bir fethe, bir huzûra erişemeyeceklerini bildiren muhtasar bir mektup yazdılar. Ayrıca kardeşleri Muhammed Hanefiyyeye yazılı bir vasiyyetnâme verdiler. Bu vasiyyetnâmede Allahın birli ine, Hz.Muhammedin risâletine, şehâdetle başlıyor; âhiretin, cennetin, cehennemin gerçek oldu unu bildiriyor, sonra kıyâmlarının hedefini anlatıyordu; serkeşlik, fesat koparmak, zulmetmek için kıyâm etmediklerini, cedlerinin ümmetini düzene sokmak, marufu buyurmak, münkeri nehyetmek, cedlerinin ve babalarının yolunda yürümek için bu işe giriştiklerini, amaçlarını kabûl edip dâvetlerine uyanlardan memnun olacaklarını, kabûl etmeyip kendilerine yardımda bulunmayanlara, hatta kendileriyle savaşa kalkışanlara, sabırla karşı duracaklarını, bir tek kişi kalsalar da yine bu yolu bırakmayacaklarını ifade ediyorlar; Ancak Allaha dayandıklarını bildiriyorlardı.

Müminler anası Ümmü Seleme;
O ulca ızım, Iraka gitmekle beni hüzünlere bo ma; çünkü ben ceddinden; «O lum Hüseyin Irakta, Kerbelâ denilen yerde şehit edilecek» sözünü duydum demişti.

Hz.İmâm Hüseyin:
Ana buyurmuşlardı; Vallâhi ben bunu daha iyi biliyorum, çâre yok, öldürülece im ben; öldürülece im günü, beni kimin şehit edece ini, nereye defnedilece imi, «Ehl-i Beytim»den kimlerin şehit edileceklerini, hepsini biliyorum; istersen şehit edilece im ve defnolunaca ım yeri sana da göstereyim buyurmuşlar ve Kerbelâ yönünü işaret eylemişlerdi.

Hz.İmâm Hüseyin, Hicretin 60.yılı Şaban ayının 4.günü Mekkeye vardı. Bunun üzerine Kûfeliler, Hz.İmâm Hüseyine yardım edeceklerine söz vermişler, kendilerine Iraka gelmeleri için mektuplar yollamaya başlamışlardı.
Hz.İmâm Hüseyin, kendilerinden önce Kûfeye amcaları Akiylin o lu Müslimi, ahvâli anlamaya, halktan kendilerine beyat almaya ve sonucu kendilerine bildirmeye memûr ederek göndermişlerdi.
 

*perwerder*

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
2 Eyl 2005
Mesajlar
2,975
Aldığı Beğeniler
2
Her gün aşura her kerbela....


paylaşımın için Allah(cc) razı olsun kardeşim.... :)
 

HACI BORAN

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
4 Eyl 2005
Mesajlar
2,198
Aldığı Beğeniler
6
Müslim Akiyl, Medinede Hz.Peygamberin kabrini ziyaret ettikten sonra Kûfeye yöneldi ve oraya ulaştı. Kûfeliler Muhtarın evinde, Hz.İmâm Hüseyin adına Müslim Akiyle gelip beyat etmeye başladılar. Çeşitli rivâyetlere göre; Müslime onsekiz veya yirmisekiz bin kişi beyat etmişti.

Kûfelilerden Ümeyye o ulları tarafını güdenler, Kûfe Vâlisi Numânın bu hâle bir çare bulamayaca ını, çetin birinin Kûfeye Vâli olarak gönderilmesini Yezîde bildirdiler. Yezîd bunun üzerine Ubeydullah İbn-i Ziyadı Kûfeye Vâli tâyin etmişti. Ubeydullah Kûfeye vardı ının ertesi günü, halkı mescide toplayıp; Kimin evinde Yezîde isyân eden biri bulunursa onu, evinin kapısında astıraca ını söyledi; onları korkuttu. Kendisine yardım edenlere para-pul verece ini söylemeyi de ihmal etmedi.

Kûfede bulunan Müslim Akiyl, bunu duyunca Muhtarın evinden çıkıp, Urve o lu Hânînin evine gitti. Hânî, Ali dostlarındandı. Ubeydullahın adamları ise her yerde Müslimi arıyorlardı. Sonunda Müslimi Ehl-i Beyt dostlarından bir kadın evine aldı. Kadının o lu ise gizlice bu haberi Ubeydullaha ulaştırdı. Ubeydullah, hemen Eşaso lunu yetmiş kişiyle gönderdi, evi kuşattılar. Müslim Akiyl kaldı ı evden çıkıp tek başına onlarla savaşa başladı, karşısına çıkanlardan vurdu unu düşürüyordu. Bu savaşta Müslim Akiylin yardımcısı da yoktu. Bu arada Müslim Akiyl yaralar almış, kan içindeydi, yine de savaşıyordu. Ehl-i Beyt düşmanları damlara çıkmışlardı; Müslim Akiyle taş ya dırıyorlardı. Sonunda Müslim Akiyli tuttular ve Ubeydullahın yanına götürdüler. Ubeydullahın adamları Müslim Akiyli Hükümet kona ının damına çıkardılar.

Müslim Akiyl; Allahım buyurdu; Bizi aldatan, bize yalan söyleyen bu toplumla aramızda sen hükümcü ol. Sonra Hicâza döndü; Selâm sana yâ Hüseyin dedi. Bu sözlerden sonra Müslim Akiyl Hazretlerini orada şehit ettiler. Müslim Akiyl Hicretin 60.yılı Zilhicce ayının 8. günü şehit edildi.

Hz.İmâm Hüseyinde o gün Ehl-i Beyti ile Iraka do ru yola çıkmışlardı. Hz.İmâm Mekkede kan dökülmemesini istiyordu. Biliyordu ki; Yezîd kan dökmekten çekinmeyecekti. Bunu kardeşi Muhammede de anlatmıştı.
Kardeşi Muhammed; Peki dedi; Bari bu çolu u-çocu u götürme.

Hz.İmâm Hüseyin, kardeşine:
Rüyada Hz.Peygamberi gördü ünü, Iraka gitmesini emretti ini, Allahın kendisini kana bulanmış, çolu unun çocu unun esir edilmiş olarak görmek istedi ini bildirdi ini söyledi. Hz.İmâm bu konuda di er yakınlarının ricâlarına da aynı cevabı verdi.

Hz.İmâm Hüseyin, Yezîde beyat etmemeyi ve bu zâlim iktidara karşı gelmeyi, îmanı ve İslâmı korumayı kendisine farz bilmişti.

Hz.İmâm Hüseyin; Cuma hutbelerinde, Hz.Aliye ve Ehl-i Beyte hâşâ sövmeyi ve zulmü âdet edinen bu toplumun haksızlı ını; kendine, evlâdına ve ayâline yapılan bu zulümleri; Müslümanlara yaymak, gerçe i-hakikatı gözü açık olanlara, gönüllerinde îman bulunanlara bildirmek; izzetle ölmenin, zilletle yaşamaktan çok üstün oldu unu İslâm ve insanlık tarihine kanıyla yazmak istiyordu.

Hz.İmâm Hüseyin, Kûfeye hareketlerinden önce toplulu a şu kısa hutbeyi beyân buyurmuşlardı:

Hamd Allaha, Allah neyi dilerse o olur; güç kuvvet, ancak onunla elde edilir. Salât-ü selâm Resûlüne.

Ölüm, genç kızın boynuna takılan gerdanlık gibi Âdem o ullarının boyunlarına takılmıştır; onlara ezelden yazılmıştır. Yâkub, nasıl Yûsufu özlediyse ben de geçmişlerimi öylesine özlemişimdir ve ulaşaca ım şehâdet yerini Allah benim için hazırlamıştır. Allahın kudret kalemiyle yazılmış olan ölümden kurtuluş yoktur. Biz «Ehl-i Beyt», Allahın rızâsına uymuşuz; ondan râzıyım; belâsına sabrederiz; sabredenlerin ecirlerine ereriz. Hz.Resûlullahın bedeninden bir parçanın ondan ayrılmasına imkân yoktur; o kutluluk yerinde cennette onunla beraberdir; onun gözü, bizimle aydınlanacaktır; vaadine, bizimle vefâ edecektir. Bize canını fedâ etmeye, bizimle can vermeye hazır olanlar, Allaha kavuşacaklarına tam inançla inanmış bulunanlar, bizimle gelirler; ben Allah dilerse sabahleyin hareket ediyorum.

Bütün bunlardan anlaşılıyor ki; Hz.İmâm Hüseyin bu kıyâmın karşı duruşun- sonunda, kendilerinin de, kendilerine uyanların da şehit olacaklarını kesin olarak biliyorlardı.

Burada özetle şunu arz edelim ki; Hz.İmâm Hüseyin bu kıyâmıyla karşı duruşuyla-; dîni ihyâ etmiş yeniden diriltmiş- ve Ehl-i Beyte karşı yapılan zulümleri, dîne karşı olanların zâlimliklerini gözler önüne sermiştir.

Hz.İmâma, Kûfeden gelen birisi Müslim Akiylin şehâdet haberini verdi. Hz.İmâm Hüseyin bu şehâdet haberini alınca;

İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn! (Biz Allahın kullarıyız, ancak Ona döneriz, musîbetlerine râzıyız.) (Bakara 156.âyet) dedi ve pek kederlendi, a ladı.

Bu gelen haber üzerine Hz.İmâm Hüseyine, Kûfeye gitmeyelim diyenler oldu. Bu arada Müslim Akiylin çocukları;

Yâ İmâm dediler; Kûfelilerden Müslimin kanını almayınca bizim dönmemiz mümkün de ildir! Hiç kimse gitmese bile bari biz gidelim, ya intikam alırız, ya şehâdete erişiriz.

Hz.İmâm:
Bunlardan sonra, yaşayışta hayır yok dedi. Sonunda hepsi Kûfeye gitmeye azmettiler.

Yine rivâyet ederler ki; Hz.İmâm Hüseyin yolda giderlerken bir yerde konaklamış, Zeynebin dizine mübarek başını koyup uykuya dalmıştı. Birdenbire sıkıntı ile uyandı. Nemli gözlerinden yaş dökülüyordu.
Ümmü Gülsüm dedi ki:
Yâ Hüseyin niçin a lıyorsun!
Hz.İmâm cevap verdi:
Şimdi düşümde dedem Hz.Peygamberi gördüm. A layarak bana dedi ki; «Ey Hüseyin! Birbirimize kavuşmamız yaklaştı!»
Ümmü Gülsüm a ladı. O lu Ali Ekber babasına sordu:
Ey İmâm, düşmanlarımızla çarpıştı ımızda Hak bizim tarafımızda mıdır, yoksa onların tarafında mı?
Hz.İmâm:
Kulların dönüp mânevi huzûruna varaca ı Allaha andolsun buyurdu; Hak bizdedir, biz Hak ile beraberiz dedi.
Ali Ekber:
Babacı ım dedi; Hak bizde olduktan sonra ölümden ne pervâmız olabilir. Her ne cefa düşünülmüş olsa da gam de il!

Hz.İmâm bu sözler üzerine o luna hayır duâda bulundu. Hz.İmâm buradan da yola devam ederek Katkatane denilen bir yere indiler. Hz.İmâm burada bütün askerlerini topladı. Onlara Müslim Akiylin şehit oldu unu ve Kûfelilerin ihânet ettiklerini açıkladıktan sonra şöyle buyurdu:

Ey kavmim! Kûfelilerin ahidlerini bozarak Müslim Akiyli şehit ettikleri kesin suretle anlaşıldı. Yezîdin askeri vuruşmak ve öldürmek için etrafımızı çepeçevre sarmıştır. Biliyorum ki, şehit olmak gerçe i bana zafer ve nusret vermez, şecâat gayreti de geri dönmeyi câiz görmez. Herhâlde bu belâ denizine dalmak lâzım geliyor. Sizin hepinize ruhsat ve izin veriyorum. Kurtuluş kapıları kapanmadan kendinizi selâmete do ru çekip bu tefrikadan emin olunuz.

Rivâyet olunur ki; Hz.İmâm Hüseyinin bu sözlerinden sonra o topluluktan o vakte kadar hatırlarında henüz dünyadan faydalanmak şüphesi kalanlar, Hz.İmâmla alâkayı kestiler. Sevgi davasında sabit kalanlar ise Allahın yazdı ı kazâ ve kadere râzı olup şöyle figân ettiler:

Ey do ru yolu gösteren! Ey sırât-ı müstakimin yol göstericisi! Biz senin yanında hidâyet yolunun yolcusu iken, bize imtihanla tasalanma çölünün yolunu gösterme. Gerçekten de bu zamanda saâdetle şakavet birbirinden ayrıldı. Saîd ile şakî imtihanla belli oldu.

Hz.İmâm Hüseyin yola devam ederken sahrada, Riyâhi o lu Hurun askerleri ile karşı karşıya geldi. Hz.İmâm bunların hallerini tahkik etmek için o askerlerin başbu larının ça rılmasını buyurdu. Riyâhi o lu Hur, hiç çekinmeden Hz.İmâmın karşına geldi.

Hz.İmâm onun ismini, hûviyyetini sordu ve;
Ey Hur, bizim lehimiz için mi, aleyhimiz için mi geldin? Yâni bana yardıma mı, yoksa benimle cenge mi geldin?

Hur cevap verdi:
Yâ İmâm! Ubeydullah İbn-i Ziyad tarafından senin yanında bulunmaya ve senin Kûfeden başka bir yere gitmene müsâade etmeme e memurum!

Hz.İmâm:
Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh (Allahtan başka kuvvet ve kudret sahibi yoktur) dedi ve ilâve etti; Ey Hur. Şimdi namaz kılalım, sonra nereye gideceksek oraya gidelim!

Hur cevap verdi:
Ey Resûlün o lu! Sen zamanın imâmısın, imâmlık et sana uyalım.

Hz.İmâm, Hura:
Allah sana iyilik versin! dedi.

Hep beraber namaz kılındıktan sonra Hz.İmâm Hüseyin Allaha hamd-ü senâ, Resûlüne salât-ü selâmdan sonra beli bir hutbe beyân buyurdu ve Kûfe ahalisini kendisine muhatap tutarak vaazını şöyle sürdürdü:

Ey Muhammed ümmeti! Benim, Yezîdin boyunduru u altına girmem münasip görülmeyip, onun makbûl sayılmayan itâatinin altına geçmedi im apâşikâr anlaşılmıştı. Mekkede karar kılıp oturuyordum. Siz ey Kûfeliler, bana tevâtürlü mektuplar gönderdiniz. Sevgi ve saygı arzettiniz. «İmâmımız, uyacak kimsemiz yok!» diyerek benim buraya gelmeme lüzûm gösterdiniz. E er hâlâ o kararda iseniz ben bana lâzım olanı yaptım. Siz de kendinize düşeni yapınız. E er saâdet mülküne gitmekte dünya sevgisi çölünün dikeni ete inize yapışmış ise ve yaptı ınız işe pişman iseniz yolumun dikeni olmayın! Geldi im gibi dönüp gideyim. Çünkü ben bu diyâra gelmeyi savaşmak ve öldürmek için kendi reyimle, arzumla istemiş de ilim. Kan dökülmesine de râzı de ilim.

Hur:
Ey Ali o lu Hüseyin, benim bu mektuplardan haberim yoktur dedi.
 

HACI BORAN

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
4 Eyl 2005
Mesajlar
2,198
Aldığı Beğeniler
6
Senin haberin yoksa askerinin arasında haberleri olanlar çoktur dedi. Sonra o mektupları orada hazır bulunanlara gösterdi, onları utandırdı.

Bu sırada Kûfe tarafından altı kişi acele ile gelerek, Ubeydullah İbn-i Ziyaddan Hura bir mektup getirdiler. Gelen mektupta; Hz.İmâm Hüseyinin hemen hücum edilip yakalanarak Kûfeye getirilmesi isteniyordu. Hur o mektubu okuduktan sonra mektubu Hz.İmâm Hüseyine göstererek dedi ki;

Ey Haşîmi Peygamberinin kıymetlisi! Ubeydullah İbn-i Ziyad senin hususunda ne kadar ihtimâm ediyor. Ben senin hakkında ne tedbir alayım diye hayretteyim ve e er seni affedip bıraksam Ubeydullah İbn-i Ziyaddan korkarım. E er sana kıyarsam Allahımdan korkarım. Ama Allah korkusu, Ubeydullah İbn-i Ziyad korkusuna galiptir. Fakat vuruşma ve öldürüşmenin anlaşmaya, arkadaşlı a dönece ini ve Hakkın bana size tâbi olmanın devleti içinde saâdeti müyesser edece ini umarım. En iyisi şudur ki, gece karanlı ı bastı ı zaman göçüp ne tarafa murad ederseniz gidersiniz.
 

HACI BORAN

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
4 Eyl 2005
Mesajlar
2,198
Aldığı Beğeniler
6
RABİM CÜMLEMİZDEN RAZI OLSUN ABİCİĞİM.
 
Üst Alt