- Üyelik Tarihi
- 4 Eyl 2005
- Mesajlar
- 2,198
- Aldığı Beğeniler
- 6
İMAM HZ. İMAM HÜSEYİN'İN HAYATI
Hz.İmâm Hüseyin, Hicretin 4. yılında Şaban ayının 3. gününde Medine-i Münevverede dünyaya gelmişlerdir. Hz.İmâm-ı Ali ile Hz.Fâtımatüz-Zehrânın ikinci o ullarıdır.
Hz.İmâm Hüseyinin künyeleri; Ebû Abdullah, lâkapları; Sıbt, Şehit, Tâbili emrillah (Allahın emrine uyan), Zeki ve Mübârek tir. Hz.İmâmın 5 erkek, 3 kız olmak üzere 8 evlâtları olmuştur. Erkek evlâdının üçünün adı Alidir; içlerinden sadece Ali Zeynel Âbidin kendilerinden sonra hayatta kalmış ve soyları Hz.İmâm Zeynel Âbidin Âliden yürümüştür. Ali Ekber ile süt emer bir ça da bulunan Ali Asgar ise Kerbelâda şehit olmuşlardır.
Hz.Peygamber bir hadîslerinde; Hüseyin bendendir, ben Hüseyindenim; Hüseyini seveni Allah sever buyurmuşlardır. Bu sözü söyleyenin kendi dile ine uyup söz söylemedi i, sözünün vahye uygun oldu u Kurân-ı Kerîmde; (3) O, arzusuna göre söz söylemez. (4) Onun sözü kendisine vahiy olunan bir vahiyden başka bir şey de ildir (Necm 3-4. âyetler) âyetleri ile bildirilen ve yine; Elbette Rabbin sana ihsân edecek, sen de hoşnut olacaksın (Duhâ 5.âyet) âyeti ile müjdelenen iki cihân serveri, Peygamberlerin sonuncusu ve adı Allah adından sonra anılan, âlemlere rahmet olarak gönderilen Hz.Muhammeddir.
Hz.Resûl-ü Ekremin, Hz.Fâtımanın evlerinin önünden geçerlerken, Hz.İmâm Hüseyinin a ladıklarını duyup, Hz.Fâtımaya; Bilmez misin ki onun a layışı beni incitir buyurdukları da bildirilmektedir.
Hz.Resûlullah yine bir hadîslerinde;
Hasan ve Hüseyin, cennet gençlerinin iki ulusudur demiş; Babalarının, onlardan da hayırlı oldu unu buyurmuş ve onların; Arşın iki küpesi mesâbesinde olduklarını söylemiştir. Hz.Muhammedin, bu iki göz nûru hakkındaki hadîslerini yazmaya kalksak ayrı ve büyük bir kitap olur.
Hz.İmâm Hüseyin, babası Hz.Alinin yanından hiç ayrılmadı. Babası ile birlikte Cemel ve Sıffıyn savaşlarına katıldı. Bu savaşlarda yi itli ini fazlası ile gösterdi ve kendisine herkesi hayran bıraktı.
Hz.İmâm Hüseyin dünyaya geldi inde, Hz.Resûl-ü Ekremin; Cebrâilin onun şehâdetini kendilerine haber verdi ini bildirdikleri rivâyet edilmiştir. Hz.Peygamber, Cebrâil Aleyhisselâmdan bu haberi aldıklarında, İmâm Hüseyini kucaklarına alıp a lamışlardı. Ümeys kızı Esmâ, a layışlarının sebebini sorunca, Hz.Peygamber; Azgın bir tâife, onu öldürecek; onlar şefâatime nâil olamazlar buyurmuşlar ve bunu Fâtımaya haber vermemesini söylemişlerdi. Hz.İmâm Hüseyinin do umlarından bir yıl sonra Hz.Peygambere, Hz.İmâm Hüseyinin şehâdeti yine haber verilmişti. Müminler anası Ümmü Selemede kendi evinde, Hz.Resûl-ü Ekremin; İmâm Hüseyinin Kerbelâda şehit edilece ini haber verdiklerini bildirmişlerdir.
Hz.İmâm Hüseyin, kardeşleri Hz.İmâm Hasanın, Muâviye ile uzlaştıklarını duyunca, huzûrlarına varıp sebebini sormuşlardı; aynı zamanda da a lamaktaydılar. Hz.İmâm Hasanın kardeşine cevapları şu olmuştu; Bundan önce babam Hz.Alinin uzlaşmasına sebep olan şey, bana da sebep oldu.
Hiç şüphe yok ki bu soru, Hz.İmâm Hasana itiraz yollu sorulmamıştı; böyle bir şey olamazdı da. Ancak Hz.İmâm Hüseyinin, bu sorusu ilerideki kıyâmlarına aykırı gibi görülen bu uzlaşmanın sebebini daha da açıklatmak içindi.
Hz.İmâm Hasanın vefâtlarından sonra Iraklılar, Muâviye aleyhine hareket tasarlamışlar, Hz.İmâm Hüseyine beyat etmek istemişlerdi. Hz.İmâm Hüseyinden; Muâviye ile aramızda uzlaşma var; onu bozmak olmaz; Muâviye ölünce bu iş için gereken şeyi yapaca ım cevabını almışlardı.
Hz.İmâm Hüseyin, kardeşleri Hz.İmâm Hasanın vefâtlarından 9 yıl sonra ve Muâviyenin ölümünden 2 yıl önce Mekkeye gitmişlerdir. Burada Hâşim o ullarıyla,Ehl-i Beyt dostlarını toplayıp onlara bir hutbe îrâd buyurmuşlar; Ehl-i Beyte ve Ehl-i Beyt Şîasına yapılan zulümlerden bahsedip demişlerdir ki;
Bugün ben size bâzı şeyler sormak istiyorum; sözlerim do ruysa gerçekleyin; de ilse yalanlayın; sözlerimi duyun, yazın, yayın; sonra şehirlerinize boylarınıza dönünce emin oldu unuz, inandı ınız kişilere sözlerimi duyurun, onları ça ırın; çünkü ben, bu gerçe in sörpüp yıpranmasından, yitip gitmesinden korkuyorum; ama; «Allah, kâfirler hoşlanmasa da nûrunu parlatır» (Saf 8. âyet)
Hz.İmâm bu hutbelerinde;
Zâlimlerin her tarafı tuttu unu, Müslümanların onlara âdetâ kul-köle kesildiklerini, îmansız kişilerin iş başına geçtiklerini, inananlara acımadıklarını, zayıflara şiddetli davrandıklarını, bütün bunlara karşı da Allahın kendilerine ululuk ihsân etti i kişilerin sustuklarını, bu yüzden gazaba u ramaları ihtimâlinin pek kuvvetli oldu unu anlatmışlar ve hutbenin sonunda;
Allahım buyurmuşlardı; Sen bilirsin ki bu sözlerim, hükmetmeye ra betimden, mal-mülk elde etmeyi diledi imden de il; ancak senin dîninin yollarını göstermek, şehirlerini mâmur bir hâle getirmek istedi imden. Böylece de mazlûm ve çâresiz kullarının esenli e ulaşmalarını, emirlerini, hükümlerini yerine getirebilmelerini sa lamak istiyorum. Ve sözlerini şöyle bitirmişlerdi;
Ey halk, bize yardım etmezseniz, hakkımızda insâfa gelmezseniz, zâlimler size musallat olurlar; Peygamberimizin dîninin nûrunu söndürürler. «Allah bize yeter ve ona dayandık, ona yöneldik ve varıp gidece imiz onun kapısıdır.» (Âli İmran 173. âyet)
Görülüyor ki Hz.İmâm Hüseyin kıyâma hazırlanmaktadır.
Muâviye, Hicretin 54. yılının sonlarında o lu Yezîdi, halîfe olmak üzere yerine seçmişti. O yıl Şam halkı, Yezîde beyat etmişler; Muâviye, Medineye gitmiş orada halka bu beyat işini açmış, o lunu övmüş, halkı beyate hazırlamaya çalışmıştı.
Hz.İmâm Hüseyin ve Hâşim o ulları beyat etmemişlerdi; esâsen Hz.İmâm Hüseyin, Muâviyeye de beyat etmemiş ve Hz.İmâm Hasan bu hususta ısrar etmemesini Muâviyeye söylemiş, o da kabûl etmişti.
Muâviye, Hicretin 60. yılında, 83 yaşında iken öldü ve yerine o lu Yezîd geçti. Yezîdin o makama geçmesi ile Müslümanlık; Saltanatı sarayıyla-debdebesiyle, vezirleriyle- nedimleriyle, ordusuyla-kumandanlarıyla, zindanıyla-cellâdıyla, ihsânıyla-inâmıyla, zulmüyle-kahrıyla ve saltanat hânedanıyla-keyfi idâresiyle, hazînesiyle ve yoksul sürünen halkıyla kurulmuştu.
Ahlâk selâmeti, bencillikten, benlikten çekinmek esası, insan birli i ve eşitli i üzerine kurulmuş olan İslâm dîni; Câhiliyye devrindeki soy-boy rekabetinin yeniden canlanması, halka emredip dünyayı sömürme gayreti, zenginli in gözleri kamaştırması, gönülleri avuç içine alması, meşrû mülkiyetin, gayri meşrû mâlikânecilik şekline girmesi, yüzünden bu hâle gelmişti.
Bu dönemde Hz.Resûlullahın bıraktı ı iki emânetten biri olan Kurânı Kerîmin hükmü iste e uyduruluyordu; Ehl-i Beyti ise her yerde kahrediliyordu artık. Bu zulme karşı çıkanlar; İslâmın esasını korumak için canlarını fedâ edenler ise İslâm arasına ayrılık sokanlar diye tanıtılıyordu.
Hz.İmâm Hüseyin, Yezîdin yaptı ı bu hareketlerden dolayı, Medinede kendilerine rastlayan ve Yezîde beyat etmesini ö ütleyen Mervanın sözlerine karşı;
İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn (Biz, Allahın kullarıyız, ancak Ona döneriz, musîbetlerine râzıyız.) (Bakara 156.âyet) âyetini okuduktan sonra; Esenlik İslâma buyurmuş ve Başımız sa olsun; çünkü ümmet, Yezîd gibi birinin hükmü altına girmekle büyük bir belâya u radı demiştir.
Yezîd, Medine Vâlisi Utbe o lu Velîde; Hz.İmâm Hüseyinden hemen beyat almasını, bu hususta hiçbir geciktirmeye meydan vermemesini emreden bir mektup gönderdi. Bunun üzerine Medine Vâlisi Velîd tarafından, Hz.İmâm Hüseyine derhal haber gönderildi ve ça rıldı.
Hz.İmâm Hüseyin, böyle mühim bir işin, husûsi bir mecliste, âdetâ gizlice olup bitmesinin do ru olmadı ını, halk toplanınca o vakit ne yapılması gerekse yapılaca ını bildirdiler.
Hz.İmâm Hüseyin kendisine yapılan bu resmi beyate dâvetten bir gün sonra, Hicri 60.yılı Recep ayının 29. günü; Hz.Resûlullahın, Hz.Fâtımatüz Zehrânın ve Ehl-i Beytin kabirlerini ziyaret edip, Medine-i Münevvereden çıktılar ve Mekke-i Mükerremenin yolunu tuttular. Hz.İmâm Hüseyin Mekkeye hareketlerinden önce, Hâşim o ullarına;
Kendileriyle gelenlerin şehit olacaklarını, fakat kendilerine uymayıp kalanların da bir fethe, bir huzûra erişemeyeceklerini bildiren muhtasar bir mektup yazdılar. Ayrıca kardeşleri Muhammed Hanefiyyeye yazılı bir vasiyyetnâme verdiler. Bu vasiyyetnâmede Allahın birli ine, Hz.Muhammedin risâletine, şehâdetle başlıyor; âhiretin, cennetin, cehennemin gerçek oldu unu bildiriyor, sonra kıyâmlarının hedefini anlatıyordu; serkeşlik, fesat koparmak, zulmetmek için kıyâm etmediklerini, cedlerinin ümmetini düzene sokmak, marufu buyurmak, münkeri nehyetmek, cedlerinin ve babalarının yolunda yürümek için bu işe giriştiklerini, amaçlarını kabûl edip dâvetlerine uyanlardan memnun olacaklarını, kabûl etmeyip kendilerine yardımda bulunmayanlara, hatta kendileriyle savaşa kalkışanlara, sabırla karşı duracaklarını, bir tek kişi kalsalar da yine bu yolu bırakmayacaklarını ifade ediyorlar; Ancak Allaha dayandıklarını bildiriyorlardı.
Müminler anası Ümmü Seleme;
O ulca ızım, Iraka gitmekle beni hüzünlere bo ma; çünkü ben ceddinden; «O lum Hüseyin Irakta, Kerbelâ denilen yerde şehit edilecek» sözünü duydum demişti.
Hz.İmâm Hüseyin:
Ana buyurmuşlardı; Vallâhi ben bunu daha iyi biliyorum, çâre yok, öldürülece im ben; öldürülece im günü, beni kimin şehit edece ini, nereye defnedilece imi, «Ehl-i Beytim»den kimlerin şehit edileceklerini, hepsini biliyorum; istersen şehit edilece im ve defnolunaca ım yeri sana da göstereyim buyurmuşlar ve Kerbelâ yönünü işaret eylemişlerdi.
Hz.İmâm Hüseyin, Hicretin 60.yılı Şaban ayının 4.günü Mekkeye vardı. Bunun üzerine Kûfeliler, Hz.İmâm Hüseyine yardım edeceklerine söz vermişler, kendilerine Iraka gelmeleri için mektuplar yollamaya başlamışlardı.
Hz.İmâm Hüseyin, kendilerinden önce Kûfeye amcaları Akiylin o lu Müslimi, ahvâli anlamaya, halktan kendilerine beyat almaya ve sonucu kendilerine bildirmeye memûr ederek göndermişlerdi.
Hz.İmâm Hüseyin, Hicretin 4. yılında Şaban ayının 3. gününde Medine-i Münevverede dünyaya gelmişlerdir. Hz.İmâm-ı Ali ile Hz.Fâtımatüz-Zehrânın ikinci o ullarıdır.
Hz.İmâm Hüseyinin künyeleri; Ebû Abdullah, lâkapları; Sıbt, Şehit, Tâbili emrillah (Allahın emrine uyan), Zeki ve Mübârek tir. Hz.İmâmın 5 erkek, 3 kız olmak üzere 8 evlâtları olmuştur. Erkek evlâdının üçünün adı Alidir; içlerinden sadece Ali Zeynel Âbidin kendilerinden sonra hayatta kalmış ve soyları Hz.İmâm Zeynel Âbidin Âliden yürümüştür. Ali Ekber ile süt emer bir ça da bulunan Ali Asgar ise Kerbelâda şehit olmuşlardır.
Hz.Peygamber bir hadîslerinde; Hüseyin bendendir, ben Hüseyindenim; Hüseyini seveni Allah sever buyurmuşlardır. Bu sözü söyleyenin kendi dile ine uyup söz söylemedi i, sözünün vahye uygun oldu u Kurân-ı Kerîmde; (3) O, arzusuna göre söz söylemez. (4) Onun sözü kendisine vahiy olunan bir vahiyden başka bir şey de ildir (Necm 3-4. âyetler) âyetleri ile bildirilen ve yine; Elbette Rabbin sana ihsân edecek, sen de hoşnut olacaksın (Duhâ 5.âyet) âyeti ile müjdelenen iki cihân serveri, Peygamberlerin sonuncusu ve adı Allah adından sonra anılan, âlemlere rahmet olarak gönderilen Hz.Muhammeddir.
Hz.Resûl-ü Ekremin, Hz.Fâtımanın evlerinin önünden geçerlerken, Hz.İmâm Hüseyinin a ladıklarını duyup, Hz.Fâtımaya; Bilmez misin ki onun a layışı beni incitir buyurdukları da bildirilmektedir.
Hz.Resûlullah yine bir hadîslerinde;
Hasan ve Hüseyin, cennet gençlerinin iki ulusudur demiş; Babalarının, onlardan da hayırlı oldu unu buyurmuş ve onların; Arşın iki küpesi mesâbesinde olduklarını söylemiştir. Hz.Muhammedin, bu iki göz nûru hakkındaki hadîslerini yazmaya kalksak ayrı ve büyük bir kitap olur.
Hz.İmâm Hüseyin, babası Hz.Alinin yanından hiç ayrılmadı. Babası ile birlikte Cemel ve Sıffıyn savaşlarına katıldı. Bu savaşlarda yi itli ini fazlası ile gösterdi ve kendisine herkesi hayran bıraktı.
Hz.İmâm Hüseyin dünyaya geldi inde, Hz.Resûl-ü Ekremin; Cebrâilin onun şehâdetini kendilerine haber verdi ini bildirdikleri rivâyet edilmiştir. Hz.Peygamber, Cebrâil Aleyhisselâmdan bu haberi aldıklarında, İmâm Hüseyini kucaklarına alıp a lamışlardı. Ümeys kızı Esmâ, a layışlarının sebebini sorunca, Hz.Peygamber; Azgın bir tâife, onu öldürecek; onlar şefâatime nâil olamazlar buyurmuşlar ve bunu Fâtımaya haber vermemesini söylemişlerdi. Hz.İmâm Hüseyinin do umlarından bir yıl sonra Hz.Peygambere, Hz.İmâm Hüseyinin şehâdeti yine haber verilmişti. Müminler anası Ümmü Selemede kendi evinde, Hz.Resûl-ü Ekremin; İmâm Hüseyinin Kerbelâda şehit edilece ini haber verdiklerini bildirmişlerdir.
Hz.İmâm Hüseyin, kardeşleri Hz.İmâm Hasanın, Muâviye ile uzlaştıklarını duyunca, huzûrlarına varıp sebebini sormuşlardı; aynı zamanda da a lamaktaydılar. Hz.İmâm Hasanın kardeşine cevapları şu olmuştu; Bundan önce babam Hz.Alinin uzlaşmasına sebep olan şey, bana da sebep oldu.
Hiç şüphe yok ki bu soru, Hz.İmâm Hasana itiraz yollu sorulmamıştı; böyle bir şey olamazdı da. Ancak Hz.İmâm Hüseyinin, bu sorusu ilerideki kıyâmlarına aykırı gibi görülen bu uzlaşmanın sebebini daha da açıklatmak içindi.
Hz.İmâm Hasanın vefâtlarından sonra Iraklılar, Muâviye aleyhine hareket tasarlamışlar, Hz.İmâm Hüseyine beyat etmek istemişlerdi. Hz.İmâm Hüseyinden; Muâviye ile aramızda uzlaşma var; onu bozmak olmaz; Muâviye ölünce bu iş için gereken şeyi yapaca ım cevabını almışlardı.
Hz.İmâm Hüseyin, kardeşleri Hz.İmâm Hasanın vefâtlarından 9 yıl sonra ve Muâviyenin ölümünden 2 yıl önce Mekkeye gitmişlerdir. Burada Hâşim o ullarıyla,Ehl-i Beyt dostlarını toplayıp onlara bir hutbe îrâd buyurmuşlar; Ehl-i Beyte ve Ehl-i Beyt Şîasına yapılan zulümlerden bahsedip demişlerdir ki;
Bugün ben size bâzı şeyler sormak istiyorum; sözlerim do ruysa gerçekleyin; de ilse yalanlayın; sözlerimi duyun, yazın, yayın; sonra şehirlerinize boylarınıza dönünce emin oldu unuz, inandı ınız kişilere sözlerimi duyurun, onları ça ırın; çünkü ben, bu gerçe in sörpüp yıpranmasından, yitip gitmesinden korkuyorum; ama; «Allah, kâfirler hoşlanmasa da nûrunu parlatır» (Saf 8. âyet)
Hz.İmâm bu hutbelerinde;
Zâlimlerin her tarafı tuttu unu, Müslümanların onlara âdetâ kul-köle kesildiklerini, îmansız kişilerin iş başına geçtiklerini, inananlara acımadıklarını, zayıflara şiddetli davrandıklarını, bütün bunlara karşı da Allahın kendilerine ululuk ihsân etti i kişilerin sustuklarını, bu yüzden gazaba u ramaları ihtimâlinin pek kuvvetli oldu unu anlatmışlar ve hutbenin sonunda;
Allahım buyurmuşlardı; Sen bilirsin ki bu sözlerim, hükmetmeye ra betimden, mal-mülk elde etmeyi diledi imden de il; ancak senin dîninin yollarını göstermek, şehirlerini mâmur bir hâle getirmek istedi imden. Böylece de mazlûm ve çâresiz kullarının esenli e ulaşmalarını, emirlerini, hükümlerini yerine getirebilmelerini sa lamak istiyorum. Ve sözlerini şöyle bitirmişlerdi;
Ey halk, bize yardım etmezseniz, hakkımızda insâfa gelmezseniz, zâlimler size musallat olurlar; Peygamberimizin dîninin nûrunu söndürürler. «Allah bize yeter ve ona dayandık, ona yöneldik ve varıp gidece imiz onun kapısıdır.» (Âli İmran 173. âyet)
Görülüyor ki Hz.İmâm Hüseyin kıyâma hazırlanmaktadır.
Muâviye, Hicretin 54. yılının sonlarında o lu Yezîdi, halîfe olmak üzere yerine seçmişti. O yıl Şam halkı, Yezîde beyat etmişler; Muâviye, Medineye gitmiş orada halka bu beyat işini açmış, o lunu övmüş, halkı beyate hazırlamaya çalışmıştı.
Hz.İmâm Hüseyin ve Hâşim o ulları beyat etmemişlerdi; esâsen Hz.İmâm Hüseyin, Muâviyeye de beyat etmemiş ve Hz.İmâm Hasan bu hususta ısrar etmemesini Muâviyeye söylemiş, o da kabûl etmişti.
Muâviye, Hicretin 60. yılında, 83 yaşında iken öldü ve yerine o lu Yezîd geçti. Yezîdin o makama geçmesi ile Müslümanlık; Saltanatı sarayıyla-debdebesiyle, vezirleriyle- nedimleriyle, ordusuyla-kumandanlarıyla, zindanıyla-cellâdıyla, ihsânıyla-inâmıyla, zulmüyle-kahrıyla ve saltanat hânedanıyla-keyfi idâresiyle, hazînesiyle ve yoksul sürünen halkıyla kurulmuştu.
Ahlâk selâmeti, bencillikten, benlikten çekinmek esası, insan birli i ve eşitli i üzerine kurulmuş olan İslâm dîni; Câhiliyye devrindeki soy-boy rekabetinin yeniden canlanması, halka emredip dünyayı sömürme gayreti, zenginli in gözleri kamaştırması, gönülleri avuç içine alması, meşrû mülkiyetin, gayri meşrû mâlikânecilik şekline girmesi, yüzünden bu hâle gelmişti.
Bu dönemde Hz.Resûlullahın bıraktı ı iki emânetten biri olan Kurânı Kerîmin hükmü iste e uyduruluyordu; Ehl-i Beyti ise her yerde kahrediliyordu artık. Bu zulme karşı çıkanlar; İslâmın esasını korumak için canlarını fedâ edenler ise İslâm arasına ayrılık sokanlar diye tanıtılıyordu.
Hz.İmâm Hüseyin, Yezîdin yaptı ı bu hareketlerden dolayı, Medinede kendilerine rastlayan ve Yezîde beyat etmesini ö ütleyen Mervanın sözlerine karşı;
İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn (Biz, Allahın kullarıyız, ancak Ona döneriz, musîbetlerine râzıyız.) (Bakara 156.âyet) âyetini okuduktan sonra; Esenlik İslâma buyurmuş ve Başımız sa olsun; çünkü ümmet, Yezîd gibi birinin hükmü altına girmekle büyük bir belâya u radı demiştir.
Yezîd, Medine Vâlisi Utbe o lu Velîde; Hz.İmâm Hüseyinden hemen beyat almasını, bu hususta hiçbir geciktirmeye meydan vermemesini emreden bir mektup gönderdi. Bunun üzerine Medine Vâlisi Velîd tarafından, Hz.İmâm Hüseyine derhal haber gönderildi ve ça rıldı.
Hz.İmâm Hüseyin, böyle mühim bir işin, husûsi bir mecliste, âdetâ gizlice olup bitmesinin do ru olmadı ını, halk toplanınca o vakit ne yapılması gerekse yapılaca ını bildirdiler.
Hz.İmâm Hüseyin kendisine yapılan bu resmi beyate dâvetten bir gün sonra, Hicri 60.yılı Recep ayının 29. günü; Hz.Resûlullahın, Hz.Fâtımatüz Zehrânın ve Ehl-i Beytin kabirlerini ziyaret edip, Medine-i Münevvereden çıktılar ve Mekke-i Mükerremenin yolunu tuttular. Hz.İmâm Hüseyin Mekkeye hareketlerinden önce, Hâşim o ullarına;
Kendileriyle gelenlerin şehit olacaklarını, fakat kendilerine uymayıp kalanların da bir fethe, bir huzûra erişemeyeceklerini bildiren muhtasar bir mektup yazdılar. Ayrıca kardeşleri Muhammed Hanefiyyeye yazılı bir vasiyyetnâme verdiler. Bu vasiyyetnâmede Allahın birli ine, Hz.Muhammedin risâletine, şehâdetle başlıyor; âhiretin, cennetin, cehennemin gerçek oldu unu bildiriyor, sonra kıyâmlarının hedefini anlatıyordu; serkeşlik, fesat koparmak, zulmetmek için kıyâm etmediklerini, cedlerinin ümmetini düzene sokmak, marufu buyurmak, münkeri nehyetmek, cedlerinin ve babalarının yolunda yürümek için bu işe giriştiklerini, amaçlarını kabûl edip dâvetlerine uyanlardan memnun olacaklarını, kabûl etmeyip kendilerine yardımda bulunmayanlara, hatta kendileriyle savaşa kalkışanlara, sabırla karşı duracaklarını, bir tek kişi kalsalar da yine bu yolu bırakmayacaklarını ifade ediyorlar; Ancak Allaha dayandıklarını bildiriyorlardı.
Müminler anası Ümmü Seleme;
O ulca ızım, Iraka gitmekle beni hüzünlere bo ma; çünkü ben ceddinden; «O lum Hüseyin Irakta, Kerbelâ denilen yerde şehit edilecek» sözünü duydum demişti.
Hz.İmâm Hüseyin:
Ana buyurmuşlardı; Vallâhi ben bunu daha iyi biliyorum, çâre yok, öldürülece im ben; öldürülece im günü, beni kimin şehit edece ini, nereye defnedilece imi, «Ehl-i Beytim»den kimlerin şehit edileceklerini, hepsini biliyorum; istersen şehit edilece im ve defnolunaca ım yeri sana da göstereyim buyurmuşlar ve Kerbelâ yönünü işaret eylemişlerdi.
Hz.İmâm Hüseyin, Hicretin 60.yılı Şaban ayının 4.günü Mekkeye vardı. Bunun üzerine Kûfeliler, Hz.İmâm Hüseyine yardım edeceklerine söz vermişler, kendilerine Iraka gelmeleri için mektuplar yollamaya başlamışlardı.
Hz.İmâm Hüseyin, kendilerinden önce Kûfeye amcaları Akiylin o lu Müslimi, ahvâli anlamaya, halktan kendilerine beyat almaya ve sonucu kendilerine bildirmeye memûr ederek göndermişlerdi.