Kader beni Kazakistan'a gönderdi
Hüseyin Aygün Bey'in, öğrenciliğinde dinlediği bir vaaz ile kaderin kendisine açtığı Kazakistan macerâsını, kendi ifadelerinden dinleyelim:
Üniversitede okurken caminin birinde bir vaaz dinledim... Sanki vaaz eden insan değil de bir melekti... Camide iğne atsan yere düşmüyordu. İlk defa bu kadar genç insanı bir arada görüyordum. Hatip, sahabeyi anlatıyor, hicreti anlatıyor, herkes hıçkırıklara boğuluyordu. Hatip "Sizler de hicret edeceksiniz." dediği zaman henüz yurtdışında okullar yoktu. Ben bunun nasıl olacağını düşünür; fakat bir türlü anlayamazdım. Bu nasıl olacaksa bana da hicreti nasip etmesi için Allah'a dua ederdim. Üniversiteyi bitirdiğim yıl kırk günlük bir seminere katıldım. İlk defa yurtdışına adam gönderileceği arkadaşlar arasında konuşulurken çok heyecanlanmış, vaazlarda anlatılan hicretin nasıl olacağını anlamıştım. "Mutlaka gitmeliyim." diyordum. "Neresi olacak? Nasıl olacak?" şeklinde değil de "Ya beni göndermezlerse..." diye düşünüyor ve endişe ediyordum.
Yetkililerle görüştüm. Dünya'nın neresi olursa olsun gitmek istediğimi söyledim. "Henüz gidilip gidilmeyeceği belli değil." cevabını aldım. Tam bir ay geçti. Bir ay hiç dışarı çıkmamıştım. Bakkaldan bir şey almak için çıktığımda bir yetkilinin geldiğini, "Yurtdışı için on kişi lazım. Gönüllü on kişi aranıyor." dediğini öğrendim. Gitmek isteyenlerin hepsine "Yurtdışına gideceksiniz." denmiş. O gün çok üzülmüştüm. Yetkililerle görüştüğümde "Şu an ihtiyaç yok." demişlerdi. Dershanede çalıştığım dört yıl boyunca her yıl yurtdışına gitmeye teşebbüs etmiştim; ama olmamıştı. Kazakistan'la alakalı dinlediğim bir hadise benim oralara gitme isteğimi daha da pekiştirmişti:
Bir piknikte öğrenciler top oynarken top Ural Nehri'ne kaçar. Topu almak için giden öğrenci batar. Kurtarmak için kimse cesaret edemez. Belletmenlerden Yâsin suya atlar, çocuğu dışarı fırlatır, kendisi Hakk'ın rahmetine kavuşur. Almatı'da defnedilir. Öğrenci için kendini feda etmesi öğrencileri, velileri ve devlet yetkililerini çok ciddi etkiler. Almatı'da bir caddenin ismini Yâsin Çalkım Caddesi diye değiştirirler. Günün birinde aynı okulda üç yıl müdür olarak çalışacağımı nereden bilebilirdim ki?
Okulda iken belletmenlerden Hüseyin Bey'le çay içiyorduk. Ona "Bu gece rüyanda Yâsin'i nasıl gördün?" deyince, "Öğrenciler sürekli onu rüyasında görüyorlar. Onlarla çay içiyormuş. ''Hayır ben ölmedim. Siz öyle sanıyorsunuz. İşte ben buradayım. Şimdi her yeri geziyorum...'' diyormuş. Ben bu gece rüyamda onu yemyeşil bir arazinin içinde namaz kılarken gördüm, çok heybetli idi. Fakat siz onu rüyada gördüğümü nereden biliyorsunuz? Yâsin, Almatı'da Aksay Kazak Türk Lisesi'ne nâzır bir tepede yatıyor. Oradaki okulları gezmeye devam ediyor." dedi.
Kendim gidemiyordum; ama öğrencilerimi gönderiyordum. Onlardan birisi de Abdullah idi. Bütün öğrencilerimi çok seviyordum; ama o çok farklı idi. Üniversiteyi kazanamamasına ondan çok üzülmüştüm. Ama onu karşıma alıp, "Üzülme kardeşim, bunda da bir hayır vardır. Bir yıl daha hazırlanmana gerek yok. Seni Kazakistan'a göndereceğim orada İngilizce, Rusça öğreneceksin, istikbalin parlak olacak. Hicret etmiş olacaksın, belletmenlik yapacaksın, ahiretin parlak olacak. Orada bizi unutmak yok. Korkma zaten ben de geleceğim." dediğimde boynuma sarılmış, sonra da "Gelmezsen, öbür tarafta seninle ilgilenmem." diye şaka yapmıştı.
Onu gönderdikten iki yıl sonra gittiğim Kazakistan'da havaalanında beni karşılarken, "Hocam gerçekten sizin geleceğinizi bilmiyordum ilginç bir tevâfuk oldu." demişti. Müdürler toplantısına Almatı'ya geldiğim zaman genelde Abdullah'ın evinde kalır, eski hatıralarımızı konuşurduk. Üniversiteyi bitirince Süleyman Demirel Üniversitesi'nde çalışmaya başladı.
Bir gün karşılaştık fakat onu çok farklı gördüm. Belki 4-5 ay birbirimizi görememiştik. İlk söylediği şey "Hocam bu gece bizde kalsanız." sözüydü. "Nerede kalıyorsun?" diye sordum. "Rektörle kalıyorum. O şu anda Türkiye'de evde yalnızım, ev müsait. Buraya sizin Almatı'ya ne zaman geleceğinizi sormak için geldim, sizinle karşılaştım. Bu gece bizde kalmanızı çok istiyorum. Size anlatmak istediğim şeyler var." dedi. "Ne anlatacaksan şimdi anlat." dedim. "Burada olmaz. Evde anlatacağım. Anlaştık değil mi hocam." dedi. "Henüz değil." dedim. Baktım gözleri nemlendi. Konuyu değiştirmek için; "Kardeş hayırdır evlendin mi?" dedim. Biraz da utanarak "Nişanlandım." dedi.
Not: Bir sonraki yazıda konuya devam edilecek
Abdullah Aymaz
ZAMAN
Hüseyin Aygün Bey'in, öğrenciliğinde dinlediği bir vaaz ile kaderin kendisine açtığı Kazakistan macerâsını, kendi ifadelerinden dinleyelim:
Üniversitede okurken caminin birinde bir vaaz dinledim... Sanki vaaz eden insan değil de bir melekti... Camide iğne atsan yere düşmüyordu. İlk defa bu kadar genç insanı bir arada görüyordum. Hatip, sahabeyi anlatıyor, hicreti anlatıyor, herkes hıçkırıklara boğuluyordu. Hatip "Sizler de hicret edeceksiniz." dediği zaman henüz yurtdışında okullar yoktu. Ben bunun nasıl olacağını düşünür; fakat bir türlü anlayamazdım. Bu nasıl olacaksa bana da hicreti nasip etmesi için Allah'a dua ederdim. Üniversiteyi bitirdiğim yıl kırk günlük bir seminere katıldım. İlk defa yurtdışına adam gönderileceği arkadaşlar arasında konuşulurken çok heyecanlanmış, vaazlarda anlatılan hicretin nasıl olacağını anlamıştım. "Mutlaka gitmeliyim." diyordum. "Neresi olacak? Nasıl olacak?" şeklinde değil de "Ya beni göndermezlerse..." diye düşünüyor ve endişe ediyordum.
Yetkililerle görüştüm. Dünya'nın neresi olursa olsun gitmek istediğimi söyledim. "Henüz gidilip gidilmeyeceği belli değil." cevabını aldım. Tam bir ay geçti. Bir ay hiç dışarı çıkmamıştım. Bakkaldan bir şey almak için çıktığımda bir yetkilinin geldiğini, "Yurtdışı için on kişi lazım. Gönüllü on kişi aranıyor." dediğini öğrendim. Gitmek isteyenlerin hepsine "Yurtdışına gideceksiniz." denmiş. O gün çok üzülmüştüm. Yetkililerle görüştüğümde "Şu an ihtiyaç yok." demişlerdi. Dershanede çalıştığım dört yıl boyunca her yıl yurtdışına gitmeye teşebbüs etmiştim; ama olmamıştı. Kazakistan'la alakalı dinlediğim bir hadise benim oralara gitme isteğimi daha da pekiştirmişti:
Bir piknikte öğrenciler top oynarken top Ural Nehri'ne kaçar. Topu almak için giden öğrenci batar. Kurtarmak için kimse cesaret edemez. Belletmenlerden Yâsin suya atlar, çocuğu dışarı fırlatır, kendisi Hakk'ın rahmetine kavuşur. Almatı'da defnedilir. Öğrenci için kendini feda etmesi öğrencileri, velileri ve devlet yetkililerini çok ciddi etkiler. Almatı'da bir caddenin ismini Yâsin Çalkım Caddesi diye değiştirirler. Günün birinde aynı okulda üç yıl müdür olarak çalışacağımı nereden bilebilirdim ki?
Okulda iken belletmenlerden Hüseyin Bey'le çay içiyorduk. Ona "Bu gece rüyanda Yâsin'i nasıl gördün?" deyince, "Öğrenciler sürekli onu rüyasında görüyorlar. Onlarla çay içiyormuş. ''Hayır ben ölmedim. Siz öyle sanıyorsunuz. İşte ben buradayım. Şimdi her yeri geziyorum...'' diyormuş. Ben bu gece rüyamda onu yemyeşil bir arazinin içinde namaz kılarken gördüm, çok heybetli idi. Fakat siz onu rüyada gördüğümü nereden biliyorsunuz? Yâsin, Almatı'da Aksay Kazak Türk Lisesi'ne nâzır bir tepede yatıyor. Oradaki okulları gezmeye devam ediyor." dedi.
Kendim gidemiyordum; ama öğrencilerimi gönderiyordum. Onlardan birisi de Abdullah idi. Bütün öğrencilerimi çok seviyordum; ama o çok farklı idi. Üniversiteyi kazanamamasına ondan çok üzülmüştüm. Ama onu karşıma alıp, "Üzülme kardeşim, bunda da bir hayır vardır. Bir yıl daha hazırlanmana gerek yok. Seni Kazakistan'a göndereceğim orada İngilizce, Rusça öğreneceksin, istikbalin parlak olacak. Hicret etmiş olacaksın, belletmenlik yapacaksın, ahiretin parlak olacak. Orada bizi unutmak yok. Korkma zaten ben de geleceğim." dediğimde boynuma sarılmış, sonra da "Gelmezsen, öbür tarafta seninle ilgilenmem." diye şaka yapmıştı.
Onu gönderdikten iki yıl sonra gittiğim Kazakistan'da havaalanında beni karşılarken, "Hocam gerçekten sizin geleceğinizi bilmiyordum ilginç bir tevâfuk oldu." demişti. Müdürler toplantısına Almatı'ya geldiğim zaman genelde Abdullah'ın evinde kalır, eski hatıralarımızı konuşurduk. Üniversiteyi bitirince Süleyman Demirel Üniversitesi'nde çalışmaya başladı.
Bir gün karşılaştık fakat onu çok farklı gördüm. Belki 4-5 ay birbirimizi görememiştik. İlk söylediği şey "Hocam bu gece bizde kalsanız." sözüydü. "Nerede kalıyorsun?" diye sordum. "Rektörle kalıyorum. O şu anda Türkiye'de evde yalnızım, ev müsait. Buraya sizin Almatı'ya ne zaman geleceğinizi sormak için geldim, sizinle karşılaştım. Bu gece bizde kalmanızı çok istiyorum. Size anlatmak istediğim şeyler var." dedi. "Ne anlatacaksan şimdi anlat." dedim. "Burada olmaz. Evde anlatacağım. Anlaştık değil mi hocam." dedi. "Henüz değil." dedim. Baktım gözleri nemlendi. Konuyu değiştirmek için; "Kardeş hayırdır evlendin mi?" dedim. Biraz da utanarak "Nişanlandım." dedi.
Not: Bir sonraki yazıda konuya devam edilecek
Abdullah Aymaz
ZAMAN
![Freude :] :]](https://www.yenidendogus.net/images/smilies/pleased.gif)

