Yeniden Doğuş

  • 》》 Biraz mavi , biraz telaş , biraz bahar , biraz sessizlik ,biraz deniz kokusu, biraz huzur , bir parça turuncu ♧ Hoşgeldin Yaz ♧

Zühre

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
24 Ocak 2006
Mesajlar
665
Aldığı Beğeniler
1
Avrupa.. Kulağa hoş geliyor doğrusu.. Ne kadar Avrupalıyız veya ne kadar Avrupalı olduk.

Yarım asra yakındır yoğun bir şekilde Avrupa muhabbeti kulaklarımızda tıntın ediyor.
Artık çağdaş milletler seviyesine çıkmamız gerekiyor..
Avrupa gibi olmalıyız..
Biz de ilerlemeliyiz..
Daha müferrah bir toplum olmalıyız..

Toplumların başlıca hedefi refah içinde şu dünya nimetlerinden maksimum fayda sağlayarak uzun bir ömür geçirmektir. Bireysel olarak düşünüldüğü zaman her insan aynı temennileri taşır fıtratında. Çünkü insanın özünde vardır, rahat bir ömür geçirmek.. Yediği önünde yemediği arkasında.. Sevdikleriyle birlikte..

Aslında ebedi hayat için verilmiş olan bu istek şu kısacık hayatı dünyeviyede dar kalıplar içine sıkıştırılıp kalbimize oturtulmak isteniyor.. Birileri tarafından..

Bunu istemek suç mu? Elbette hayır.. Ama her şey kuralları dahilinde olmalı değil mi.. Dengeyi bozmadan..

Eğer bireyin refahı, diğer bireylerin hukuklarını ihlal ile oluyorsa burada durup biraz düşünmek gerekiyor.. Hem de çok derinden.. Bireyler bireysel olarak gerçekleştiremedikleri şahsi refahlarını, diğer bireylerden veya toplumlardan beklemeye başlarlar. Ve bu konuda örnek teşkil eden toplumlara yönelirler. Ya taklidi ya da tahkiki olarak. Tahkikisine, yani işin özüne inerek ve detaylarını araştırarak yapılan yönelime sözüm yok.. Yalnız taklidi olan çabuk yıkılmaya mahkumdur.

Gelelim Avrupaya ve Avrupaya olan aşırı muhabbetimize.. Fıtratları üzere yaşadıkları konularda ileri giden Avrupa topluluğu belki bu konuda güzel örnek teşkil ederler. Bakıyorsunuz, bazı noktalarda farkında olmadan (aslında fıtri) sünnet üzere yaşıyorlar.. Sabah üzerlerine güneş doğmuyor.. Ve çalışıyorlar.. Anı değerlendiriyorlar. Ki zaman israfı dinimizce haram sayılmış.. Kırmızı ışıkta beklerken kitap okumak.. Sırf bir iki dakikayı boş geçirmemek.. Hem zaman israfını red, hem de oku emrine itaat. Fıtrat bu.. Ve fıtrat üzere yaşamak.. Ve şimdilerde de yine bir fıtrata dönüş çalışması evliliğe teşvik.. Neden? Çünkü evlilik dışı doğan çocuk sayısı çok fazla.. Ve bu durum toplumun bozulması için başlıca sebeplerden biri. Toplumu oluşturan çekirdeğin yani ailenin yok olması anlamına geliyor bu.. Çekirdek olmayınca ne yetişecek fidan kalır ne de meyve veren ağaç..

Şu panoramaya bir de Türkiye açısından bakalım.. Avrupaya dair ne kadar negatif hal varsa takliden uygulanıyor.. Fazlasını söylemeye ne hacet.. Güya Avrupa gibi olduk.. güya&

Avrupa ve Amerika İslamiyetle hamiledir; günün birinde bir İslamî devlet doğuracak. Nasıl ki Osmanlılar Avrupa ile hamile olup, bir Avrupa devleti doğurdu.

Diyen asrın müceddidi ne kadar doğru bir tespitte bulunmuş yıllar öncesinden.

İşin ilginç tarafı şu ki, çok sevdiğimiz, hiç verilmeyecek tavizleri verdiğimiz Avrupa bizi dışlıyor, adeta düşmanca bir tavır sergiliyor. Bunun özünde yatan sır, altı asır dünyaya hükmetmiş bir imparatorluğun devamı olan bir ülke olmamız.. Toplumsal bilinçaltlarına yerleşmiş olan intikam duygusu ile Türk milletinin şerefini ayaklar altına alacak bir muamele ile mukabele ediyorlar.

Tarik-i gayr-ı meşru(Gayri meşru yol) ile bir maksadı takip eden, galiben maksudunun zıddıyla ceza görür. Avrupa muhabbeti gibi gayr-ı meşru muhabbetin âkıbetinin mükâfâtı, mahbubun gaddârâne adâvetidir.

İslamdan, imandan, ahlaktan, örf ve adetlerinden, öz değerlerinden ve adaletten taviz vererek beslenen bir muhabbetin neticesi elbette ki sevdiğinin merhametsizce ve haince düşmanlığıdır.

Aç canavara karşı tahabbüb, merhametini değil, iştahasını açar. Hem de diş ve tırnağının kirasını da ister.

Evet aç canavara karşı gösterilen sevginin neticesi onun merhametini değil daha çok iştahını açar. Ve üstelik dişinin ve tırnağının kirasını da ister&

Mimsiz medeniyet (medeniyet kelimesinden mim harfi kaldırıldığı zaman deniyet yani alçaklık anlamına gelir) in diş bilemesine daha ne kadar boyun eğip iştahını arttıracağız? Ve nereye kadar dişinin ve tırnağının kirasını ödeyeceğiz? Nereye kadar?

Peki neden biz fıtrat üzere, yani İslamın bize bahşetmiş olduğu kurallar üzere yaşamamakta direniyoruz.. Reçete hazır iken hastalığımızı arttıracak ne kadar muzır ilaç varsa hepsini yutuyoruz şeker niyetine.. Şifa bulacağız ümidiyle.. İslam, reçetesini sunmuş.. Peygamber Efendimiz(s.a.s) her daim istikamet üzere gitmeyi tavsiye buyuruyor.. Yani fıtrat üzere.. Reçete hazır.. Bize düşen en güzel şekilde o reçeteyi uygulamak.. Bireysel olarak.. Ve bireyden topluma yayılarak.. Haydi o zaman daha neyi bekliyoruz.. Yeni bir kurtarıcı mı??
 

fzehra

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
25 Ağu 2005
Mesajlar
9,365
Aldığı Beğeniler
1,490
Konum
İstanbul
Medeniyet terimi ile kast ettiğimiz şey, bilim ve bilimin uygulanışından ibâret olan teknolojiden farklıdır. Medeniyet, bilim ve teknolojinin verilerinden de yararlanılarak oluşturulan toplu bir dünya görüşü ve varlık tasarımıdır. Bu sebeple medeniyetin içinde; bilim ve teknolojinin kendisinden çok kullanımı, din, gelenek, milliyet, maddî imkanlar ve benzeri unsurlar da bulunur. Bunun içindir ki Merhum Mehmet Akif, Batının bilim ve teknolojisine karşı değil bu teknolojinin kullanımıyla birlikte öteki unsurlardan ibâret olan medeniyetine karşıdır ve İstiklâl Marşında, medeniyeti, tek dişi kalmış canavar olarak niteler.

Safahâtın hemen hemen bütün mısralarında medeniyet adına İslâm dünyasını ezmeye ve sömürmeye çalışan bu gaddâr ve zâlim anlayışa karşı çıkan Mehmet Akif:

Medeniyet denilen maskara mahlûku görün:

Tükürün maskeli vicdânına asrın, tükürün!
diyecektir.

Buna karşılık, medeniyet adına yapılan kötülükleri görüp de doğrudan medeniyetin kendisine, Batının geliştirdiği modern bilim ve teknolojiye karşı çıkılmasını da eleştirir:

Görenek neyse, onun hükmüne münkâd olarak,

Garbın efkârını, âsârını düşman tanımak;

Yenilik nâmına vahiy inse kabûl eylememek.

Şöyle dursun o teceddüd ki dışardan gelecek.


İslâm dünyasının gerilemesinin asıl sorumlusunun bu anlayış mensupları olduğunu açıklar ve bu anlayışı ortadan kaldırmak için:

Alınız ilmini Garbın, alınız sanatını.

Veriniz hem de mesâînize son süratini.

Çünkü kâbil değil artık yaşamak bunlarsız;

Çünkü milliyeti yok sanatın, ilmin, yalnız.
der.

Evet yalnız Batının bilim ve sanatını almak yeterli değildir. Buna kendi rûhunuzu da katmanız gerekir. Çünkü ancak böylece o bilim, o sanat bizim olur ve bizim damgamızı taşır: Kendi mâhiyyeti rûhiyyeniz olsun kılavuz.

Çünkü beyhûdedir ümmîdi selâmet onsuz.





Bu cihetten, hanı, hiç yılmasın, oğlum gözünüz;

Sâde Garbın yalnız ilmine dönsün yüzünüz.

O çocuklarla berâber, gece gündüz, didinin;

Gidin, üç yüz senelik ilmi tez elden edinin!

Fen diyârında sızan nâmütenâhî pınarı,

Hem için, hem getirin yurda o nâfi suları.

Aynı menbaları ihyâ için artık burada,

Kafanız işlesin, oğlum, kanal olsun arada.

Sen geçenlerde demiştin ki: Yazık hâlâ biz,

Dünkü ilmin bile bîgânesiyiz.

İşte fikdânı bu ihmâl edilen marifetin,

Nesli bir acze düşürmüş ki, bugün memleketin

Bir yığın kuvveti var, hem ne tabîî de henüz,

Biz o kuvvetlere eller gibi hâkim değiliz.

Yarının ilmi nedir, halbuki? Gâyet müdhiş;

Maddenin kudreti zerriyyesi uğraştığı iş.

O yaman kudrete hâkim olabilsem diyerek,

Sarfedip durmada birçok kafa binlerce emek.

Ona yükseldi mi artık, değişir rûyi zemîn;

Çünkü bir damla kömürden edecekler temîn,

Öyle milyonla değil, nâmütenâhî kudret!...

İbret al kendi sözünden aman oğlum gayret


Her geçen günün memleket adına bir ömre bedel olduğunu söylüyor ve bir gün evvel gidip, bir saat önce dönmelerini istiyordu:

İnkılâbın yolu mâdem ki bu yoldur yalnız,

Nerdesin hey gidi Berlin! diyerek yollanınız!

Altı ay, bir sene gayret size eğlence demek...

Siz ki yıllarca neler çekmediniz, hem gülerek

Hani bir ömre bedeldir şu geçen her gününüz;

Bir gün evvel gidiniz, bir saat evvel dönünüz!

Şarkın âğûşu açıktır o zaman işte size;

O zaman varmanın imkânı olur gâyenize.
 
Üst Alt