MÜRŞİDİ DÜŞÜNMENİN/RABITANIN GAYESİ
Rabıta, bir tefekkür ve düşünce türüdür. Rabıtada konu, yüce Allah'ın ayetlerinden ve şahitlerinden birisi olan kamil mümini düşünmektir. Bu kamil mümin yeryüzünde Allah'ın halifesi ve peygamber varisi sıfatıyla önümüzde durmaktadır. Acaba kimdir bu kamil mümin?
Ariflerin kutbu Muhyiddin b. Arabî (k.s) (638/1240) insanı kamili şöyle tanıtmıştır:
Allah'ın halifesi olan insan, Allah'ın zât, sıfat ve fiillerinin en mükemmel şekliyle tecelli ettiği varlıktır. O, Allah ile âlem arasında, zahir ile bâtın arasında bir geçiş ve intikal sebebidir. Halife, bütün ilâhî kemal manaları kendinde gerçekleştiren insandır.
Âlem bir ayna gibidir. İnsan-ı kamil bu aynanın cilasıdır. İnsan-ı kamil, Allahu Teala'nın kendisine yerleştirdiği ilâhî kuvvetler ve kabiliyetler, rahmanî sıfat ve yetkilerle Allah'ın esmasını yansıtmakta, rahmanî yönüyle Allahu Teala'dan aldığı feyiz ve nuru, beşer yönüyle kendi cinsindeki insanlara aktarmaktadır.
Allah, Adem'i kendi suretinde yarattı.
hadisinde anlatıldığı gibi Allahu Teala, insan-ı kamili en güzel bir sıfat üzere yaratmıştır.
Şeyh Eşref Ali Tanevî (k.s), demiştir ki:
İnsan, Allah'ın çok üstün bir yaratığıdır. Yaratılana bakarak, yaratıcının varlığı ve kemal sıfatları anlaşılabilir. İşte bu anlamda yaratılan, yaratıcının zuhuru yani zuhur vesilesidir. İnsan üzerinde de Allah'ın varlığı ve yüceliği zuhur etmektedir. Bu sebeple insana mazhar-ı Hak denilir. Çünkü insana bakmak suretiyle insan, Allah'ı bulabilir. Yukarıdaki hadis, bu görüşlerin temelidir.
Allah, zayıf kullar ilâhî marifete ve yüce sırlara güç yetirebilsinler diye arada nebi ve velileri tayin etmiştir. İnsan-ı kamil, ilâhî hilafetin en üst makamında yer alır. Allahu Teala onu kendi boyası ile boyamıştır. O, velayet nuru taşımaktadır. Kalbi ilahî sevgi ile doludur. Vücudu zikirle yoğrulmuştur, her halde Allahu Teala'yı zikreder. Bunun için, kendisine bakanı zikre sevkeder.
Veliler:
İnsanların bazıları zikrullahın anahtarıdır; görüldüklerinde Allah'ı hatırlatırlar.
hadis-i şerifiyle anlatılan kimselerdir.
Bir defasında Rasulullah'a (a.s): Ya Rasulallah! Allah'ın velileri kimlerdir? diye sorulduğunda, şu cevabı verdiler:
Görüldüklerinde Allah'ı hatırlatan kimselerdir.
İşte mürşid-i kamil, bu sıfattaki velilerden birisi, hatta onların reisidir. Ona talebe olan kimse, ondaki ilâhî nura ve edebe taliptir. Mürit, gönlünü o nura vermeli ve gözünü o nuru taşıyana dikmelidir. Eğer edebine göre davranır ve kalbini açarsa, bu yolla çok şey kazanacaktır.
Tarikata yeni giren bir kimsenin, kendisine tarif ve tavsiye edilen her şeyi ilk anda anlaması şart değildir. Bazı şeyler zaman ve tecrübeyle anlaşılır. Hepsinden önemlisi, iman ve itimattır. Yapılması istenen şeyler, helal ve hak olduktan sonra, mürşidin tavsiyelerini sabır ve samimiyetle yerine getirmelidir. Hastaya, içtiği her ilacın nasıl yapıldığına varana kadar bütün detaylarını bilmesi lazım değildir. Doktor mâhir, hastalık malum, ilaç da mevcut ise, artık bismillah deyip içmelidir.
Mürşidin alnından çıkan nurun, müridin kalbine intikal etmesi ve oradan bütün vücuduna yayılması, büyüklerin tecrübe ve şehadetiyle sabittir. Nazar yoluyla terbiye ve terakki ettirme, Hz. Rasulullah (s.a.v) Efendimizin hâlidir. Bu hâl, Onun gerçek varisi olan kamil mürşitlere miras kalmıştır. Onlar da, müritlerini -Allah'ın izniyle- bu nur ve nazar ile terbiye etmektedirler.
KAYNAKLARIYLA TASAVVUF-2-
Dr. Dilaver SELVİ
SEMERKAND