- Üyelik Tarihi
- 3 Eyl 2005
- Mesajlar
- 910
- Aldığı Beğeniler
- 1
- Takım
- Galatasaray
RİSALE-İ NURUN GEREĞİ gibi anlaşılmasının, bazı engelleri aşmayı gerektirdi ini söylemek sanırım mümkündür. Kimi durumlarda, Risale-i Nuru anlama yönündeki çabalar bu engellere takılır. Bu ise, eksik ve hatta yanlış anlamalara yol açar. Sonuçta, hepsi Risale-i Nura atıfta bulunmakla birlikte, birbirinin zıddı olan anlayışlar dahi zuhur eder.
Bu problemi aşabilmek için ise, en başta sözkonusu engelleri tesbit edebilmek, aşılmaları için dikkat ve gayret sarfetmek elzem ve zaruri bir görev olarak belirmektedir.
"Milliyetçilik" konusunun, bu yo un dikkat ve gayreti gerektiren en kritik konulardan biri oldu u kanaatindeyim. Milliyetçili i esas edinmiş bir millî-devletin millî e itiminden geçmiş insanlar oldu umuz bir gerçektir. Ve özellikle son on yılda insanların iç dünyasını iki ayrı milliyetçilik akımından birine veya öbürüne meylettiren gelişmeler yaşanmaktadır. Böylesi bir vasatta, Risale-i Nurun "milliyet" ve "milliyetçilik" meselesine bakışının gerektirdi i bir çizgide durmak, Risale-i Nur üzerinde temellenen yo un bir tefekkür çabasını gerektirmektedir. En başta sözünü etti imiz "engeller"i tesbit ederek aşmak ise, bu çabanın kaçınılmaz bir parçası hükmündedir.
Yolumuzdaki engeller
Bu engellerden ilkinin, Eski Said-Yeni Said ayrımında yattı ı kanaatindeyim. Bir asra yakın bir ömür yaşamış olan Risale-i Nur müellifi, bu uzun ve bereketli ömrü içerisinde çok farklı hallere, çok farklı ortamlara, çok ciddi "kırılma"lara ve dönüşümlere muhatap olmuştur. Bu farklı ortamlarda, bela atın özeti olarak belirtilen "mukteza-yı hale mutabık" bir davranış sergilemiştir. Eski Said-Yeni Said ayrımı bir yanda Risale-i Nur müellifinin yaşadı ı bir terakkiyi ve dönüşümü gösterirken, öte yanda onun yaşadı ı ortamdaki de işmeyi işaretler. Risale-i Nur müellifinin yazdıklarını gerek şahsındaki bu dönüşümü, gerek yaşadı ı ortamda gerçekleşen çok keskin de işimi ihmal ederek ele almak, çok ciddi anlayış problemleri do urmaktadır.
İkinci bir problem, Yeni Saidin okunmasıyla ilgilidir. Yeni Said, "yalnız ve yalnız imana hizmet hususu"1 üzerinde yo unlaşmış; "hayat-ı içtimaiye-i siyasiye"den uzak durmuştur. İzahı bu yazının hacmini aşan bu haklı ve hikmetli tavrına mukabil, Cumhuriyet idaresince bilmecburiye "hayat-ı içtimaiye-i siyasiye"ye muhatap kılındı ı anlar olmuştur. Meselâ, mahkemelere çıkarılmış, birçok tazyike u ramış, hakkında birçok soru ve iftira ortaya atılmış; tüm bunlara karşı iman hizmetini ve Kuran hakikatlerini müdafaa için mukabelede bulunma durumunda kalmıştır. Bu mahiyetteki mektup ve müdafaalarında do rudan Risale-i Nurdaki Kuranî derslerin ve imanî hakikatlerin muhatabı olan hakikat taliplerine yönelik "söylem"den farklı bir üslub kullanmaktadır. İmanî ölçülerden uzak, dünyevîli i yol edinmiş bu "ehl-i hüküm"e karşı konuşmaya mecbur kaldı ında, deyim yerindeyse, onların anlayaca ı dilden konuşur Said Nursî.2 Bir örnekle açıklarsak, bir talebesine, meselâ Abdullah Çavuşa veya Hâfız Aliye konuşması ile, bir mahkeme reisine, bir emniyet müdürüne veya İçişleri Bakanı Hilmi Urana konuşması bir de ildir. Çünkü muhatabı bir ve aynı de ildir. Bu fark, hikmeten olması gereken bir farktır. İkinci durumda, muhatabının kabul etmedi i imanî ölçülere do rudan atıfta bulunmaktan ziyade, onun dünyasını dolduran "Türklük," "devletin bekası," "asayişi muhafaza" gibi hususlar sözkonusu edilerek konuşulmaktadır. Sözgelimi, Türklü ü meslek edinen bir ehl-i siyasete, Türklere asıl şerefini kazandıran İslâmiyeti ders veren eserlere ve müellifine cephe almanın, mesle iyle ne derece uyuştu u sorulmaktadır. Devletin bekasını meslek edinenlere, imansız bir gençlik vücuda getirmeye çalışıp, imanın talimine yönelik eserlere düşman olmanın anarşist, kural tanımaz bir nesli netice verece i; e er dâvâlarında samimi iseler Risale-i Nura cephe almamaları gerekti i söylenmektedir. Bu bakımdan, özellikle lâhikalarda ve mahkeme müdafaalarında rastlanan bu "söylem," Nur Talebeleri için, "ehl-i dünya"ya, hususan "ehl-i siyaset"e nasıl muhatap olunaca ının usul ve üslubunu sunar. Fakat, onlara yönelik bu sözleri, do rudan Risale-i Nurun asıl muhatapları için söylenmiş olarak okumak, meselâ Risale-i Nurun telifini Türklük, devletin bekası veya asayişi temin gibi sebeplerle açıklamak, karşımıza ikinci anlama problemini çıkarmaktadır.
Bu problemi aşabilmek için ise, en başta sözkonusu engelleri tesbit edebilmek, aşılmaları için dikkat ve gayret sarfetmek elzem ve zaruri bir görev olarak belirmektedir.
"Milliyetçilik" konusunun, bu yo un dikkat ve gayreti gerektiren en kritik konulardan biri oldu u kanaatindeyim. Milliyetçili i esas edinmiş bir millî-devletin millî e itiminden geçmiş insanlar oldu umuz bir gerçektir. Ve özellikle son on yılda insanların iç dünyasını iki ayrı milliyetçilik akımından birine veya öbürüne meylettiren gelişmeler yaşanmaktadır. Böylesi bir vasatta, Risale-i Nurun "milliyet" ve "milliyetçilik" meselesine bakışının gerektirdi i bir çizgide durmak, Risale-i Nur üzerinde temellenen yo un bir tefekkür çabasını gerektirmektedir. En başta sözünü etti imiz "engeller"i tesbit ederek aşmak ise, bu çabanın kaçınılmaz bir parçası hükmündedir.
Yolumuzdaki engeller
Bu engellerden ilkinin, Eski Said-Yeni Said ayrımında yattı ı kanaatindeyim. Bir asra yakın bir ömür yaşamış olan Risale-i Nur müellifi, bu uzun ve bereketli ömrü içerisinde çok farklı hallere, çok farklı ortamlara, çok ciddi "kırılma"lara ve dönüşümlere muhatap olmuştur. Bu farklı ortamlarda, bela atın özeti olarak belirtilen "mukteza-yı hale mutabık" bir davranış sergilemiştir. Eski Said-Yeni Said ayrımı bir yanda Risale-i Nur müellifinin yaşadı ı bir terakkiyi ve dönüşümü gösterirken, öte yanda onun yaşadı ı ortamdaki de işmeyi işaretler. Risale-i Nur müellifinin yazdıklarını gerek şahsındaki bu dönüşümü, gerek yaşadı ı ortamda gerçekleşen çok keskin de işimi ihmal ederek ele almak, çok ciddi anlayış problemleri do urmaktadır.
İkinci bir problem, Yeni Saidin okunmasıyla ilgilidir. Yeni Said, "yalnız ve yalnız imana hizmet hususu"1 üzerinde yo unlaşmış; "hayat-ı içtimaiye-i siyasiye"den uzak durmuştur. İzahı bu yazının hacmini aşan bu haklı ve hikmetli tavrına mukabil, Cumhuriyet idaresince bilmecburiye "hayat-ı içtimaiye-i siyasiye"ye muhatap kılındı ı anlar olmuştur. Meselâ, mahkemelere çıkarılmış, birçok tazyike u ramış, hakkında birçok soru ve iftira ortaya atılmış; tüm bunlara karşı iman hizmetini ve Kuran hakikatlerini müdafaa için mukabelede bulunma durumunda kalmıştır. Bu mahiyetteki mektup ve müdafaalarında do rudan Risale-i Nurdaki Kuranî derslerin ve imanî hakikatlerin muhatabı olan hakikat taliplerine yönelik "söylem"den farklı bir üslub kullanmaktadır. İmanî ölçülerden uzak, dünyevîli i yol edinmiş bu "ehl-i hüküm"e karşı konuşmaya mecbur kaldı ında, deyim yerindeyse, onların anlayaca ı dilden konuşur Said Nursî.2 Bir örnekle açıklarsak, bir talebesine, meselâ Abdullah Çavuşa veya Hâfız Aliye konuşması ile, bir mahkeme reisine, bir emniyet müdürüne veya İçişleri Bakanı Hilmi Urana konuşması bir de ildir. Çünkü muhatabı bir ve aynı de ildir. Bu fark, hikmeten olması gereken bir farktır. İkinci durumda, muhatabının kabul etmedi i imanî ölçülere do rudan atıfta bulunmaktan ziyade, onun dünyasını dolduran "Türklük," "devletin bekası," "asayişi muhafaza" gibi hususlar sözkonusu edilerek konuşulmaktadır. Sözgelimi, Türklü ü meslek edinen bir ehl-i siyasete, Türklere asıl şerefini kazandıran İslâmiyeti ders veren eserlere ve müellifine cephe almanın, mesle iyle ne derece uyuştu u sorulmaktadır. Devletin bekasını meslek edinenlere, imansız bir gençlik vücuda getirmeye çalışıp, imanın talimine yönelik eserlere düşman olmanın anarşist, kural tanımaz bir nesli netice verece i; e er dâvâlarında samimi iseler Risale-i Nura cephe almamaları gerekti i söylenmektedir. Bu bakımdan, özellikle lâhikalarda ve mahkeme müdafaalarında rastlanan bu "söylem," Nur Talebeleri için, "ehl-i dünya"ya, hususan "ehl-i siyaset"e nasıl muhatap olunaca ının usul ve üslubunu sunar. Fakat, onlara yönelik bu sözleri, do rudan Risale-i Nurun asıl muhatapları için söylenmiş olarak okumak, meselâ Risale-i Nurun telifini Türklük, devletin bekası veya asayişi temin gibi sebeplerle açıklamak, karşımıza ikinci anlama problemini çıkarmaktadır.