Yeniden Doğuş

  • 》》 Biraz mavi , biraz telaş , biraz bahar , biraz sessizlik ,biraz deniz kokusu, biraz huzur , bir parça turuncu ♧ Hoşgeldin Yaz ♧

Necmeddin

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
24 Ocak 2006
Mesajlar
10,138
Aldığı Beğeniler
179
Konum
Batman
Takım
Diğer
Bugün müslümanların birinci kıbleleri ellerinden alınmış, ikinci kıbleleri de zülüm altında inliyor. Müslümanlar yaklaşık elli parçaya bölünmüş, birbirlerine yabancılaştırılmış ve yaşadıkları coğrafyalara ait özel İslami anlayışlar oluşmuştur. Yeraltı ve yerüstü zenginlikleri talan edilmiş ve dünyanın her tarafında zulüm ve baskı altında kalınmıştır.

İşte bu durumdaki Müslümanlar, ne yapmalı ve nerden başlamalılar? Acaba şu an yeryüzünde egemen olan zalimleri ve gayri İslami anlayışları mı suçlayacağız ve kendimizi mazlum ve hakları gasp edilmiş olarak düşüneceğiz? Ya da oturup kendi nefis muhasebemizi mi yapacağız?

Ben diyorum ki, önce kendimizden başlayalım. Şu halimize bir bakalım; şikâyet edip durduğumuz ehli dünyadan ne farkımız var? Acaba, adil olan kaderi ilahiyeye ne kadar teslim olmuşuz? Acaba bu çektiklerimizin sebebi, ehli dünyaya gösterdiğimiz riyakârlık olamaz mı? Bizi onlardan farklı kılan neyimiz var?
Fahri Razi derki; “Eğer bir gül kokuyorsa, bu o gülün kokan cinsten olduğunu gösterir. Eğer kokmuyorsa, kokusuz demektir. Biri çıkıp ‘efendim bunun kokusu var amma kokusunu hapsediyor’ derse, bu batıl bir iddia olur. Eğer bir insan iman etmişse, imanı onun sosyal hayatına yansımalıdır. Eğer yansımıyorsa, ya yoktur ya da yok denilecek kadar zayıftır.”

Burada; nasıl iman edilmesi gerekiyorsa öyle iman edin veya imanınızı hayatınıza yansıtın, davranışlarınızla ve ahlakınızla bunu isbat edin deniliyor. Müslümanın her zaman salih amellerle inancını kuvvetlendirmesi gerekmektedir.

Çevresinde yaşananlara duyarlı olmalı. “Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır” hadisinin işaret buyurduğu üzere, mümin sadece imanını ibadetlerle güçlendirmez, aynı zamanda dünyada olup biten her hadiseyi tefekkür eder. Ve ne yapması gerektiği noktasında teyakkuzda olur. Sosyal sorumluluğunun bilincindedir. Komşusu aç iken kendisi tok yatmaz.

Müslümanlar iman ettikleri Kur’an ve Resulüllahın sünnetini canlı bir şekilde hayatlarında yaşamadıkları sürece, bu kötü durumdan kendilerini asla kurtaramayacaklardır.

Bu kaba-saba halimiz, ancak iyi bir irfan mektebinde alacağımız eğitimle düzelir. Resulullahın zuhur ettiği topraklarda, insanlar adeta birer sırtlan gibi vahşice birbirlerini yerdi. Resulullah (sav) o kupkuru çölde, vahşi yaşam tarzını değiştirdi ve medeni bir toplum inşa etti. Hz. Ebubekir, Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Ali, Hz. Ebu Zerr (radıyallahu anhum) gibi efsanevi insanlar yetiştirdi.

Evet, Resulullaha vahyedilen Kur’an ve kendi Sünnet-i Seniyyesi dipdiri duruyor. Yeter ki, günlümüzü avuçlarımızın arasına alıp onlara iltica edelim.

İlahi rahmetin eseri olarak, bu ümmette nurani bir silsile ile Resulullaha bağlı ulema her zaman vardır. Ve var olmaya devam edecektir, inşallah.

Ve onların nebevi tebliğlerine günlümüzü açmalıyız.

Allah onların velayetlerini üzerimizden eksiltmesin
 
Son düzenleme:

sümeyya

SüKuT
 
Üyelik Tarihi
7 Nis 2007
Mesajlar
4,648
Aldığı Beğeniler
39
Konum
Bursa-Tokat
Takım
Galatasaray
Amİn. Bu deĞerlİ paylaŞim İÇİn rabbİm ebeden razi olsun abİm.
 

Geceler

Sükut_u Sonbahar
 
Üyelik Tarihi
11 Nis 2007
Mesajlar
24,205
Aldığı Beğeniler
22,175
Takım
Fenerbahçe
Aminnn
Cenab-i Hak razi ve memmun olsun abi
Selam ve Dualarimla......
 

vakkas

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
6 Eki 2008
Mesajlar
7,027
Aldığı Beğeniler
42
Konum
karaman,almanya
Takım
Diğer
Müslümanlar iman ettikleri Kur’an ve Resulüllahın sünnetini canlı bir şekilde hayatlarında yaşamadıkları sürece, bu kötü durumdan kendilerini asla kurtaramayacaklardır.

AYNEN ÖYLE KARDESIM


RABBIM RAZI OLSUN SENDEN
 

Acizane

hizmet..hicret..sehadet..
 
Üyelik Tarihi
15 Eki 2007
Mesajlar
3,148
Aldığı Beğeniler
27
Konum
ankara
Takım
Diğer
Amain ecmain rabbim c.c. razi vehosnut olsun
selametle kal abim ebeden
 

ozan

Siyah Sancak
 
Üyelik Tarihi
9 Mar 2008
Mesajlar
173
Aldığı Beğeniler
2
Konum
BURSA
Takım
Diğer
Müslümanlar için asıl tehlike, cihadı terk etmek ve fîsebilillah malını cihad uğrunda infak etmemektir. Yoksa harbin tehlikesi yoktur. Bu konu ile ilgili âyet-i kerimelere muteber tefsirlerin ışığında bakalım:

Bakara Sûresinin 195. âyetinde meâlen şöyle buyrulmaktadır:

“Ey Mü’minler! Malınızdan bir miktarını Allahu Teâlâ’nın yoluna sarfedin ve Allahu Teâlâ’nın yoluna sarfetmekten imsakla nefsinizi tehlikeye atmayın, muhtaç olanlara ihsan edin. Zira Allahu Teâlâ ihsan edenleri sever. (Yani; ey ehl-i iman! Allah’ın rızasını tahsil için mallarınızdan bir miktarını fîsebilillah cihada sarf edin. Zira, cihadda malınızı sarfa ihtiyaç vardır ve sarfı lazım olan yere sarf etmemekle nefsinizi tehlikeye koymayın. Çünkü, cihadda olan silahlara ve mücahidlerin nafakalarına malınızı sarf etmekten buhl (cimrilik) ederseniz, düşmanlarınız size galebe eder, malınızın ve canınızın helâkine sebep olur. Binaenaleyh; emvalinizi emr-i cihada sarf etmekten cimrilik etmeyin ki, nefsinizi tehlikeye atmış olmayasınız. Bilcümle malınızı da israf etmeyin ki, emr-i maişetinizi haleldar etmekle tehlikeye düşmeyesiniz. A’malinizi ve ahlakınızı güzel yapın ve muhtaç olanlara ihsan edin. Zira; Allahu Teâlâ ihsan edenleri sever.”

Bu âyetin sebeb-i nüzulü:; Beyzâvî’nin beyanı veçhile ashab-ı izamdan bazılarının harbi terketmeyi düşünmeleridir. Çünkü Eba Eyyüb-el Ensârî Hazretlerinin; “Resulullah’tan gizli olarak bazı sahabe-i kiram ile esnâ-yı muhasebemizde, ‘Allahu Teâla İslâm’a kuvvet verdi ve muâvenet edenler çoğaldı, biz harbi terkle malımızın başında bulunsak ve harab olanları i’mar etsek, daha iyi olur’ gibi bazı mutaleatta bulunarak harbetmemeyi nefsimizde tercih edince Allahu Teâla bu âyeti inzal eyleyerek bizi reddetmekle fikrimizin hata olduğunu meydana koydu” dediği mervidir. Şu halde nefsi tehlikeye atmakla murad; harbi terk ederek herkesin kendi malıyla meşgul olmasından ibarettir. Buna nazaran âyetin mânâsı: Harbi terk etmekle ve malınızı fisebilillah infak etmemekle nefsinizi tehlikeye atmayın, harbe ve infaka devam edin demektir.” (Hülasat-ül Beyan, c.1, s.334-335)

Yine birçok müfessirin-i izamın ve İmam-ı Kurtubi’nin naklettiği izahlarına binâen; İslam ordusu Abdurrahman bin-ul Velid’in kumandasında Konstantiniyye, yani İstanbul’un fethine geldiklerinde Rum ordusu sırtını surlara dayayıp harb ediyorlardı. Müslümanlardan bir zat kendini onların içine atınca insanlar; “Lâilahe illalalah, bu kendini kendi eliyle tehlikeye ilka etti. Böyle yapmamalıydı” deyince, Hz. Ebu Eyyüb: “Sübhanallah! Bu âyet-i kerime Maaşir-i Ensar (Ensar meşhurları, ileri gelenleri) hakkında inzal buyrulmuştur. Vakta ki Cenab-ı Hak Resulü (asm)’a yardım edip, dinini galip eyleyince cihadı terkle malımızın başında bulunsak ve harab olanları i’mar etsek daha iyi olur dedik. Bunun üzerine bu âyet-i kerime nâzil oldu.” Kişinin kendini kendi eliyle tehlikeye atması demek, yani cihadı bırakıp malının başında bulunması ve Allah yolunda infak etmemesidir. Yoksa cihada gitmekte tehlike yoktur. Düşmana herhangi bir şekilde zarar vereceğini veya onları korkutacağını veyahutta Müslümanlar içinde bir menfaat ümidi varsa bir kişi tek başına bir orduya da hücum edebilir. Ve onların içine de dalabilir. Ebu Eyyüb-el Ensârî hazretleri vefat edene kadar cihaddan vazgeçmedi. Ta Kostantiniyye’de vefat etti. Eyyüb Sultan’da bulunan kabri elyevm ziyaretgâh-ı enamdır. Radıyallahu anhüm ecmâin.” (Tefsir-ül Kurtubi, c.1, s.241)
 

Katre-i Matem

Men câle nâle.
 
Üyelik Tarihi
2 Eki 2009
Mesajlar
4,267
Aldığı Beğeniler
49
Konum
İstanbul
Takım
Fenerbahçe
Mehmet Şevket Eygi

araştırmacı yazar(Milli Gazete)

İslâm'ı içinden yıkmak istiyorlar... İslâm'ı mihraptan yıkmak istiyorlar... İslâm'ın içini boşaltmak istiyorlar... Türkiye Müslümanlarını doğrudan doğruya kâfir yapamayacaklarını çok iyi bildikleri için onları İslâm içinde saptırmak istiyorlar...
Bu maksatla bir sürü dolap çeviriyorlar. İslâmî müesseselerin yıkılmasından, Hilâfet'in ilgasından, Şeyhülislâmlık makamının kaldırılmasından, Medreselerin ve Tekkelerin kapatılmasından sonra halkın bir kısmı yeterli ve doğru din bilgisinden ve kültüründen mahrum kalmıştır. Şer kuvvetleri bu boşluktan yararlanmak istiyor.
Sevgili Müslümanlar!.. Aşağıdaki hususlara dikkat ediniz:
1. İslâm, ALLAH katında tek hak ve makbul dindir.
2. Bu husus Kur'ân'da açık ve seçik olarak beyan buyrulmuştur.
3. Hak din olmak konusunda İslâm dini ortaklık (müşareket) kabul etmez. Yani üç hak din yoktur, bir hak din vardır, o da İslâm'dır.
4. Ehl-i Kitab da kurtulmuştur ve Cennete girecektir diyen kişi, Kur'ân'a, Sünnete, icmâ-i ümmete aykırı bir söz etmiş ve dinden çıkmış olur.
5. İslâm'ın esası olan Tevhid inancı ile Hıristiyanlıktaki Teslis inancı taban tabana zıttır ve asla uyuşmaz.
6. Hıristiyanlarla Müslümanlar Âmentüde ittifak halinde değildir.
7. Müslümanlar BÜTÜN Peygamberlere (Selâm olsun hepsine) iman ederler. Peygamberlerden birine iman etmeyen kişi Müslüman değildir, kâfirdir.
8.Yahudiler Hz.İsa'yı ve Hz.Muhammed'i (Salat ve selâm olsun ikisine) inkâr ve tekzip ederler. Hıristiyanlar, Hz.İsa'yı tanrı kabul eder ve Hz. Muhammed'i inkâr ederler.
9. Kur'ân'ın ALLAH kelâmı olduğunu kabul etmeyen kişi küfür üzeredir.
10. Bugünkü Hıristiyanlık Hz. İsa'nın dini değildir, Pavlos tarafından çıkartılmıştır.
11. İslâm'dan başka bütün dinler tahrife uğramıştır.
12. Kur'ân'dan önce gönderilmiş kutsal kitapların metinleri (tamamen veya kısmen) yitirilmiş ve tahrife uğramıştır.
13. Hz.Musa ve Hz.İsa Efendilerimizin dini, usûl ve temel olarak İslâm'dır.
14. Kelime-i Şehadet iki parçadan ibaret bir bütündür, parçalanamaz.
15. Kelime-i Şehadetin ikinci kısmını lisan ile ikrar etmeyenler Müslüman değildir.
16. Tevhid ile Teslis birdir diyenler dinden çıkar.
17. Tek ibrahimî din İslâm'dır.
18.Üç ibrahimî din vardır diyenler dall ve mudildir.
19. Kur'ân'da açıkça "İbrahim Yahudi ve Nasranî değildi, o hanif ve müslimdi" buyurulmaktadır.
20. İslâm şeriatının gönderilmesinden sonra, önceki şeriatların hepsinin hükmü kalkmıştır.
21. İslâm dininde diyalog yoktur, tebliğ ve dâvet vardır.
22. Ne Kur'ân'da, ne Sünnette, ne de 14 asırlık icmâ-i ümmette diyalog vardır.
23. Diyalog 1960'lı yıllarda Roma Kilisesi tarafından çıkartılmış olup Müslümanlara kurulmuş bir tuzaktır.
24. Ehl-i Sünnet ve Cemaat İslâmlığı diyalog diye bir şey kabul etmez.
25. Mardin'de Kazimiye medresesi avlusunda papazlar ve sarıklı bir müftü bir araya gelecek, çanlar çalınacak, ezanlar okunacak, bu esnada medresenin havuzu üzerine inşa edilmiş salaş köprüden hepsi birden geçecekler, böylece Sırat-ı geçmiş ve cümbür cemaat Cennet'e girmiş olacaklar. İslâm dini böyle gülünç diyalog tiyatrolarını kabul etmez.
26. Hz.Muhammed'in peygamberliğini, Kur'ân'ın hak kitab olduğunu, İslâm dininin ilâhî din olduğunu kabul etmedikçe öteki dinlerle diyalog yapılamaz.
27. Müslümanlar, harbî olmamaları ve İslâm barışını kabul etmeleri şartıyla tarih boyunca Hıristiyanlara ve Yahudilere din hürriyeti tanımışlar, İslâm devletinin himayesindeki reayayı korumuşlardır.
28. Hıristiyanlar, Endülüs Müslümanlarına, ahid vermiş olmalarına rağmen hayat hakkı tanımamışlardır.
29. Hz. Musa İslâm Peygamberidir, Hz.İsa İslâm Peygamberidir.
30. Yüzden fazla hadîsle, âhir zamanda nüzul edeceği bildirilen Hz.İsa efendimiz Müslümanlara katılacak ve onlarla birlikte namaz kılacaktır. (Nüzul-i İsa hadîsleri mânevî tevâtür oluşturur. İnkar eden dinden çıkar.)
Sevgili Müslüman kardeşlerim. İki kere ikinin dört ettiğini söylemek için riyaziye profesörü olmak gerekmez. Tevhid ile Teslisin uyuşmaz ve bağdaşmaz olduğunu beyan etmek için din alimi olmak gerekmez. Sağlam akaid ve ilmihal bilgisi olan herkes yukarıya yazdığım gerçekleri kabul eder.
Tuzaklara düşmeyeniz ve imanınızı zâyi etmeyiniz.
(İkinci yazı)
İslâm'ın evrensel değer ve hükümleri değişmez
İslâm'ın temel değerleri vardır ve bunlar kesinlikle değişmez ve değiştirilemez. Meselâ adalet, meselâ doğruluk-dürüstlük, meselâ ALLAH ile olan işlerimizde ihlâs...
* Îmanın (Âmentünün)altı esası.
* Beş vakit namaz kılmak.
* Ramazan ayında oruç tutmak.
* Zekât vermek.
* Gerektiğinde ALLAH yolunda cihad.
* Emr-i mâruf ve nehy-i münker (İyiliği emr etmek, kötülüğü engellemek).
* ALLAH'ın inzal etmiş olduğu hükümlerden başkası ile hükm etmemek.
* Kadınların kızların iffet ve namuslarını korumak.
* Cinsellikte iffet sınırlarını aşmamak.
* Riba alıp vermemek.
* Rüşvet alıp vermemek.
* Din, can, mal, ırz, neseb güvenliği.
Bunlar gibi daha nice islâmî evrensel değer vardır ki, bunlar zaman ve mekan ile değişmezler ve asla eskimezler. Hicretin birinci asrında nasıl iseler, bugün de aynı şekilde yürürlüktedir ve aynen muhafaza edileceklerdir.
Tarih boyunca ve zamanımızda dünya üzerinde çeşitli medeniyetler olagelmiştir. İslâm medeniyeti, adından da anlaşılacağı üzere din üzerine kurulmuştur. Din değişmez, İslâm medeniyetinin temelleri de değişmez.
Zamanımızda misyonerlerin, müsteşriklerin (doğu bilimciler) ve yarı mühtedilerin tesiriyle İslâm dünyasında bir reform, değişim, yenilik, ılımlı İslâm hareketi ve cereyanları baş göstermiştir. Bunlar Kur'ân'a, Sünnete, icmâ-i ümmete aykırıdır.
 
Üst Alt