Kadıköy Vapurunu Kaçıran Adam (Vehbi VAKKASOĞLU)
İslâm’ın her emrini bir derse benzetiyorum. Birçok soruların içinden böylece rahat çıkılıyor. O zaman “Kirâmen Kâtibîn” meleklerinin verdiği günah-sevap defteri de karne misali oluyor tabiî... Sınıfı geçmek Cennet, sınıfta kalmak ise Cehennem...
Bu misalin en çok işime yaradığı bir günü hiç unutamam. Çünkü o gün, bana hâlâ devam eden bir dost kazandırmıştır.
Orta birinci sınıflara namaz konusunu anlatıyorum. Namazın faydalarını anlatarak konuyu bitirdiğimde küçük Hülya’nın gözleri bulutluydu. Dikkatimi çekti. Çünkü her zamanki gibi atak ve dikkatli değildi.
Yanılmamışım. Teneffüse çıkarken arkamdan geldi ve daha da nemlenen gözleriyle ve gayet kısık bir sesle sordu:
— Hocam, namaz İslâm’ın şartlarından biridir değil mi?
— Bak şimdi Hülya’ya... Kaç derstir bunu anlatıyoruz ya...
—Hocam, bu temel bir şart ve Allah’ın emri olduğuna göre, yapılmalıdır. Ama çoğu kimseler yapmıyorlar. Onların durumu ne olacak?
—Yapmayanlar namaz dersinden ikmale kalıyorlar. Eğer, sonradan kaza etmezler ve Allah’ın da afvını elde edemezlerse, bunun cezasını çekeceklerdir.
— Nerede çekecekler?...
— Âhiretin ceza yeri Cehennem’dir...
Hülya, teşekkür edip uzaklaşırken ben bu sorulara bir mânâ verememenin şaşkınlığı içindeydim. Çünkü zeki ve çalışkan bir öğrenciydi o.
Ne var ki birkaç gün sonra yine beni bir teneffüs saatinde ve oldukça dar bir vaktimde buldu. Aşağı yukarı benzer soruları sordu. Anlamak istiyordu ki, namazını kılmayan kişi, eğer ahlâk bakımından gayet mükemmel ve üstün olsa da mı, yanacak Cehennem’de? Ama çok mükemmel bir insan, herkesle iyi geçiniyor, haksızlık yapmıyor, haram yemiyor, çoluk çocuğu için her türlü fedakârlığa katlanıyor, orucunu bile tutuyor vs...
Ben sözünü kestim ve dedim ki:
—Hülya, şimdi bu beş dakikada yapacak işlerim var. Daha önce de anlattığım gibi, böyle biri, birçok derslerden geçen, ama meselâ matematikten ikmale kalan öğrenci gibidir. Bir başka iyiliğiyle bundan kurtulamaz.
Fakat, her nedense o kafasını namazın cezasını takmıştı. Yine aynı soruyu sordu:
—Yâni Hocam, sonunda mutlaka Cehennem’de ceza çekecek mi, böyle biri?...
Ben daha fazla açıklamaya girmedim, zaten zamanım da yok. Hemen kısa ve kestirme cevabı yapıştırdım, merakla ve ağlamaklı gözlerle bakar Hülya’ya:
—Evet, böyle biri cezasını çekecektir.
Hepten gözleri yaşaran ve heyecanlanan bu yavrucağın durumu iyice dikkatimi çektiği için de, hemen ekledim:
— İmanlı ve ahlaklı bir insan olduğu için, sonunda yine Cennet’e dönecek ama...
— Fakat, Hocam, bu adam her iyi ve güzel şeyi yapıyor. Çok iyi bir insan aslında. Namaz kılanları da seviyor ama, kendisi kılmıyor.
—Peki bu kadar iyi huylu, sevilen, sayılan bir Müslümansa niçin namazını kılmıyor? Bütün bu güzel işleriyle birlikte onu da yapsın, böylelikle iyilikleri tamamlansın. Yoksa Kadıköy vapurunu kaçıran adam gibi olur.
—Ne demektir Hocam, Kadıköy vapurunu kaçırmak?..
— Bak Hülya, bir adam düşün... Tâ kalkıp Van’dan geliyor. Günlü, saatli bir iş için... Diyelim ki İstanbul Adliyesi’ndeki mahkemesine yetişecek, saat onda... Bütün işler yolunda gidiyor. Van’dan kalkıp gelen adam en seri ve sür’atli vasıtalarla aktarmalı döndermeli yetişiyor Kadıköy’e. Saate bakıyor, sekiz. Eh, daha iki saati var. Yarım saatte vapurla karşıya geçecek ve Adliye’ye rahatlıkla yetişecek, dâvâsında bulunabilecek. Adam biraz bu sevinçle, biraz da bu hızlı yolculuğun verdiği yorgunlukla oturuyor bekleme salonundaki kanepeye. Oturuyor, ama dalıp gidiyor... Gözlerini açtığı zaman saat onbirdir. Ne dâvâ kalmıştır, ne de yapacak başka bir şey. Bütün yorgunluğu ve koşturmacası da boşuna gitmiştir üstelik.
İşte, bütün iyilikleri, güzellikleri yapan, her günahtan kaçan, orucunu tutup da namazını kılmayan adam buna benzer. O da bütün hayat yolculuğunda herşeyi yapıyor, ama asıl sonunda en önemli sonu unutuyor. Demek ki, namazını kılmayan iyi kimseler, bu Kadıköy vapurunu kaçıran adam gibidirler diyebiliriz. Kaçırdıkları dâvâyı kaybedebilir, bu sebeple ceza bile alabilirler.
Hülya, Kadıköy vapurunu kaçıran adam diye mırıldanarak uzaklaşırken, ben düşünüyordum ki, herhalde kendisi için soruyor bunları...
Ama birkaç gün sonra, okula bir ziyaretçim geldi. Nöbetçi öğrenciler haber verdiler.
— Buyursun gelsin, dedim. Fakat öğrenciler ziyaretçinin beni aşağıda yalnız görmek istediğini söylediler. Hayırdır inşaallah diyerek indim kapıya. Herhalde bir velidir diye düşünüyordum. Sempatik ve güleryüzlü, orta yaşlı bir adamla karşı karşıyayım. Bir türlü hatırlayamıyorum. Ancak o çok samimî bir dost gibi tebessümünü arttırıyor. Selâmlaşıp el sıkışıyoruz.
— Affedersiniz, sizi tanıyamadım, diyorum...
O biraz daha gülerek:
— Beni ilk defa görüyorsunuz ama, gıyaben tanırsınız, diyor. Ben zihnimi zorlayıp hatırlamaya çalıştığım sırada da merakımı gideriyor:
— Ben, Kadıköy vapurunu kaçıran adamım, diyor...
***
İsabet ki, bir saatlik dersim boş... Konuşuyoruz. Hatta anlaşıyoruz. Ve anlıyorum ki, Hülya, babasını çok sıkıştırmış, namaz kılsın da Cehennem’de yanmasın diye. Çünkü kendisi ve annesi, birlikte namaza başlamışlar. Evin tek çocuğu olarak, çok istiyormuş Cennet’te birlikte olmayı... Kendisi ikna edemeyeceğini anlayınca da, babasını bana yollamış...
Aydın Bey, ayrılırken çok memnun olduğunu söylüyor ve bundan böyle Kadıköy vapurunu yakalayan adam olmaya söz veriyordu...
Alıntı
Hercocuk.org