Vakıa şu ki, bugün bize ait olan zaafları düne atfeden yaygın yaklaşım insanı bir 'kader mahkumuna' dönüştürüp kusurları kişinin kendi üstünden atarak bir bakıma 'tenzih'de ederken, imtihan sırrını gözden kaçırıyor. Hayat imtihanında işaretlediğimiz yanlış şıkların hesabı başkalarının hesabına yazılıyor bu yaklaşımla: iyi şeyler bizden; kötü şeyler ortamdan, ebeveynden, kaderden. İyileri bizzat biz yaptık, kötüleri anne babamız yüzünden yaptık. İyilikler bizden, kötülükler başkalarından...
'iyi insan' olmanın yolu 'ideal şartlar'dan ve 'mükemmel ortamlar'dan geçmiyor oysa. Kaderlerimiz anne-babalarımızın ellerine de verilmiş değil oysa. Bizim kişiliğimizi şekillendiren asıl unsur onlar değil, onlar bizi bu kişiliğe mahkum etmiş de değil. Aynı şekilde, çocuklarımızın kaderini ve kişiliğini ellerimizde tutuyor değiliz.
Bilakis, denklemi şöyle kurmak gerekiyor: Anne-babalarımızın bize nasıl davrandığı, anne-babalarımızın imtihanıdır. Bizim imtihanımız ise, o davranışları nasıl içselleştirdiğimiz, nasıl yorumlayıp şekillendirdiğimiz...
Yoksa, irade denilen şey insana niye verilmiş olsun?
Kendimizi kader mahkumu, şartların esiri, anne-baba kurbanı görüyorsak, bilelim ki bu düne ve bugüne dair doğru bir okuma değil.
Hoşnut olmadığımız bir halde isek;başkalarının değil, kendi irademizin yahut iradesizliğimizin esiriyiz.
Ve de, kendi nefsimizin mahkumu... Kendisini temizde çıkarmak uğruna-alemlerin Rabbi dahil-herkesi ve herşeyi suçlamaya yatkın nefsimizin.
Hayır. Şu dünya hayatında asıl imtihan sorumuz, dünü nasıl yaşadığımız değil,; dün yaşadıklarımızı bugün nasıl içselleştirdiğimizdir. Bizi ve bugünümüzü işte bu biçimlendirmektedir.
Oyuncak Tamirhanesi
sf: 22-23