Kaynaklarda devrinin iyi bir hekimi sıfatıyla da şöhret kazandığı belirtilir. Kitabül Tıp ve Maddetül Hayat adlı eserleri meşhurdur. Tıp tarihinde ilk defa mikrop meselesini ortaya atıp, hastalıkların bu yolla bulaştığı fikrini öne sürmekle, mikrobiyoloji alanında kesin bilgiler veren Fracastor adlı İtalyan hekiminden en az yüz yıl önce bu konuya ilk temas eden tabip olduğu kabul edilir.
* * *
İstanbulun fethinden sonra Ayasofyada kılınan ilk Cuma namazında hutbeyi O okudu. İslâm ordularının daha önceki kuşatmalarından birinde şehid olan sahâbeden Ebu Eyyüb el Ensârînin kabrini de Fâtihin isteği üzerine yine O keşfetti. Fetihten sonra padişahın, tac ve tahtını terkedip bütünüyle şeyhe bağlanmak ve ondan tarikat ahkâmını öğrenmek istemesi üzerine büyük bir dirayet göstererek, Fatihin arzusuna engel olmaya çalıştı. Bunu başaramayacağını anlayınca da İstanbuldan adeta kaçarak ayrıldı.
Akşemseddin, Risaletün Nuriye isimli eserinin başlarında şöyle der:
-Ben yüzleri nurlu olanları severim, çünkü bunların yolu kitap ve sünnettir.
Bu beyanı şeriatsız tarikat olamayacağının kesin bir ifadesidir. Onun tasavvuf yolu tamamıyla Kitap ve Sünnete bağlıdır. Şeriatte olmayan bir şey merduttur, reddedilir.
* * *
Halife olduktan sonra göze fazla batmamak, gösteriş hatasından korunmak için, Ankaradan ayrılarak Beypazarına yerleşti. Burada bir mescid ve bir değirmen inşa etti. Akşeyhin ünü çabucak yayıldı, çevresinde büyük cemaatler toplandı. Şöhret âfetinden korunmak zorunda olduğunu biliyordu. Bunun için önce İskilipin Evlek köyüne, oradan da Bolunun Göynük kasabasına (şimdi ilçesi) göçtü. Hayatının son yıllarını orada geçirdi. Yıl 1459du. Bir gün şöyle dedi:
-Bu tıflü sagir oğlum (küçük evladım) Muhammed Hamdi yetim, zelil kalur; yoksa bu mihneti (sıkıntısı) çok dünyadan göçerdim, dedi.
Bu sözü çeşitli vesilelerle sıkça söylemeye başlayınca Muhammed Hamdinin annesi bir keresinde kendisine şöyle cevap verdi.
-Göçerdim dirsin, yine göçmezsin!
Bunun üzerine Şeyh o halde göçelim! dedi. Göynük kasabasında inşa ettiği mescitte dostları ve çocuklarını topladı. Vasiyetini tamamladı, helalleşti, vedalaştı. Sure-i Yasin okunmaya başlandı. Sünnet üzere yatıp tertemiz canını Yüce Mevlâsına teslim etti. 70 yaşında idi. Türbesi, vefatından beş sene sonra Göynükün doğu tarafındaki Gazi Süleyman Paşa Camii ile dere arasındaki meydana yaptırıldı. Allah şefaatlerine nail eylesin...
* * *
İstanbulun fethinden sonra Ayasofyada kılınan ilk Cuma namazında hutbeyi O okudu. İslâm ordularının daha önceki kuşatmalarından birinde şehid olan sahâbeden Ebu Eyyüb el Ensârînin kabrini de Fâtihin isteği üzerine yine O keşfetti. Fetihten sonra padişahın, tac ve tahtını terkedip bütünüyle şeyhe bağlanmak ve ondan tarikat ahkâmını öğrenmek istemesi üzerine büyük bir dirayet göstererek, Fatihin arzusuna engel olmaya çalıştı. Bunu başaramayacağını anlayınca da İstanbuldan adeta kaçarak ayrıldı.
Akşemseddin, Risaletün Nuriye isimli eserinin başlarında şöyle der:
-Ben yüzleri nurlu olanları severim, çünkü bunların yolu kitap ve sünnettir.
Bu beyanı şeriatsız tarikat olamayacağının kesin bir ifadesidir. Onun tasavvuf yolu tamamıyla Kitap ve Sünnete bağlıdır. Şeriatte olmayan bir şey merduttur, reddedilir.
* * *
Halife olduktan sonra göze fazla batmamak, gösteriş hatasından korunmak için, Ankaradan ayrılarak Beypazarına yerleşti. Burada bir mescid ve bir değirmen inşa etti. Akşeyhin ünü çabucak yayıldı, çevresinde büyük cemaatler toplandı. Şöhret âfetinden korunmak zorunda olduğunu biliyordu. Bunun için önce İskilipin Evlek köyüne, oradan da Bolunun Göynük kasabasına (şimdi ilçesi) göçtü. Hayatının son yıllarını orada geçirdi. Yıl 1459du. Bir gün şöyle dedi:
-Bu tıflü sagir oğlum (küçük evladım) Muhammed Hamdi yetim, zelil kalur; yoksa bu mihneti (sıkıntısı) çok dünyadan göçerdim, dedi.
Bu sözü çeşitli vesilelerle sıkça söylemeye başlayınca Muhammed Hamdinin annesi bir keresinde kendisine şöyle cevap verdi.
-Göçerdim dirsin, yine göçmezsin!
Bunun üzerine Şeyh o halde göçelim! dedi. Göynük kasabasında inşa ettiği mescitte dostları ve çocuklarını topladı. Vasiyetini tamamladı, helalleşti, vedalaştı. Sure-i Yasin okunmaya başlandı. Sünnet üzere yatıp tertemiz canını Yüce Mevlâsına teslim etti. 70 yaşında idi. Türbesi, vefatından beş sene sonra Göynükün doğu tarafındaki Gazi Süleyman Paşa Camii ile dere arasındaki meydana yaptırıldı. Allah şefaatlerine nail eylesin...