Yeniden Doğuş

  • 》》 Biraz mavi , biraz telaş , biraz bahar , biraz sessizlik ,biraz deniz kokusu, biraz huzur , bir parça turuncu ♧ Hoşgeldin Yaz ♧
Tarih

SiyahSancaktaR

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
11 May 2021
Mesajlar
4,476
Aldığı Beğeniler
6,294
Konum
Istanbul
Kaynaklarda devrinin iyi bir hekimi sıfatıyla da şöhret kazandığı belirtilir. Kitabül Tıp ve Maddetül Hayat adlı eserleri meşhurdur. Tıp tarihinde ilk defa mikrop meselesini ortaya atıp, hastalıkların bu yolla bulaştığı fikrini öne sürmekle, mikrobiyoloji alanında kesin bilgiler veren Fracastor adlı İtalyan hekiminden en az yüz yıl önce bu konuya ilk temas eden tabip olduğu kabul edilir.

* * *

İstanbulun fethinden sonra Ayasofyada kılınan ilk Cuma namazında hutbeyi O okudu. İslâm ordularının daha önceki kuşatmalarından birinde şehid olan sahâbeden Ebu Eyyüb el Ensârînin kabrini de Fâtihin isteği üzerine yine O keşfetti. Fetihten sonra padişahın, tac ve tahtını terkedip bütünüyle şeyhe bağlanmak ve ondan tarikat ahkâmını öğrenmek istemesi üzerine büyük bir dirayet göstererek, Fatihin arzusuna engel olmaya çalıştı. Bunu başaramayacağını anlayınca da İstanbuldan adeta kaçarak ayrıldı.

Akşemseddin, Risaletün Nuriye isimli eserinin başlarında şöyle der:

-Ben yüzleri nurlu olanları severim, çünkü bunların yolu kitap ve sünnettir.

Bu beyanı şeriatsız tarikat olamayacağının kesin bir ifadesidir. Onun tasavvuf yolu tamamıyla Kitap ve Sünnete bağlıdır. Şeriatte olmayan bir şey merduttur, reddedilir.

* * *

Halife olduktan sonra göze fazla batmamak, gösteriş hatasından korunmak için, Ankaradan ayrılarak Beypazarına yerleşti. Burada bir mescid ve bir değirmen inşa etti. Akşeyhin ünü çabucak yayıldı, çevresinde büyük cemaatler toplandı. Şöhret âfetinden korunmak zorunda olduğunu biliyordu. Bunun için önce İskilipin Evlek köyüne, oradan da Bolunun Göynük kasabasına (şimdi ilçesi) göçtü. Hayatının son yıllarını orada geçirdi. Yıl 1459du. Bir gün şöyle dedi:

-Bu tıflü sagir oğlum (küçük evladım) Muhammed Hamdi yetim, zelil kalur; yoksa bu mihneti (sıkıntısı) çok dünyadan göçerdim, dedi.

Bu sözü çeşitli vesilelerle sıkça söylemeye başlayınca Muhammed Hamdinin annesi bir keresinde kendisine şöyle cevap verdi.

-Göçerdim dirsin, yine göçmezsin!

Bunun üzerine Şeyh o halde göçelim! dedi. Göynük kasabasında inşa ettiği mescitte dostları ve çocuklarını topladı. Vasiyetini tamamladı, helalleşti, vedalaştı. Sure-i Yasin okunmaya başlandı. Sünnet üzere yatıp tertemiz canını Yüce Mevlâsına teslim etti. 70 yaşında idi. Türbesi, vefatından beş sene sonra Göynükün doğu tarafındaki Gazi Süleyman Paşa Camii ile dere arasındaki meydana yaptırıldı. Allah şefaatlerine nail eylesin...
 

SiyahSancaktaR

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
11 May 2021
Mesajlar
4,476
Aldığı Beğeniler
6,294
Konum
Istanbul
Mirim Çelebi ( .... - 1525)

Asıl adı Mahmut olup, 16. Yüzyılda yaşamış, tanınmış Osmanlı matematik ve astronomi alimlerindendir. Dedesi ünlü Ali Kuşçu'dur. İstanbul'da doğdu. Medreselerde okudu ve Şehzade Bayezid'in şehzadeliği zamanında hocalık etti ve onun zamanında önemli makamlarda görev aldı.


Daha sonraları I. Selim tarafından Anadolu Kazaskerliği'ne atandı. Uluğbey'in ünlü "Zeyç" ini farsça şerhetmiştir. Aynı zamanda büyükbabası Ali Kuşçu'nun astronomi ile ilgili "Fethiye" adlı risalesini şerhetmiştir. Matematik ve astronomi ile ilgili yedi sekiz risalesi daha vardır.



--------------------------------------------------------------------------------

Mirim Çelebi (Mahmut bin Mehmet), Ali Kuşçunun ve Kadızadenin torunu ve Kudbettin Mehmetin oğludur. İstanbulda öğrenim gördü ve sonra Hocazade Sinan Paşanın hizmetine girdi. Önce Gelibolu, sonra Edirne ve Bursa medreselerinde müderris olarak çalıştı. Sonradan Şehzade Bayezitin hocası oldu. Sultan Selim zamanında Anadolu kadıaskerliğine kadar yükseldi. Hayatının son kısmını Edirnede geçirdi ve 1525te orada öldü. Matematiğe ve astornomiye dair eserler yazdı; trigonometriye dair birçok makalesi vardır. Bunların çoğu Farsça yazılmıştır. Matematik ve astronomi bilim geleneklerinin yerleşmesinde katkısı olmuş ve Uluğ Bey Zicine yazdığı şerh ile ün kazanmıştır.

(İslam Düşüncesi, Hilmi Ziya Ülken, 269 ve E.İhsaoğlu s: 30)

Ali Kuşçudan sonra Osmanlı ilmi hayatında geometrinin ilerlemesi için en çok çalışan kişi Mirim Çelebi dir. Risalelerinden birçoğunu 2. Bayezide ithaf etmiştir; heyet ve müsellesata dair eserleriyle ünlüdür..

Mirim Çelebinin asıl adı Mahmud bin Mehmeddir. Onuncu hicret yüzyılında İstanbulda yetişmiştir. Kadızadenin torunu ve Kudbettin Mehmedin oğludur. İki büyük astronomn torunu olması kendisinin fikri gelişmesinde büyük etken olmuştur denilebilir.

Mirim Çelebi İstanbulda öğretimini bitirdikten sonra Hocazade Sinan Paşanın hizmetine girdi. Önce Gelibolu, sonra Edirne ve Rusya dmedreselerine müderris oldu. Sonradan Şehzade Sultan Bayezide öğretmen olarak atandı. Sultan Selim zamanında Anadolu kadıaskerliğiğine kadar geldi. Hayatının son kısmını Edirnede geçirdi ve 1525te orada öldü. İkinci Bayezid zamanında matematiğe ve astromoniye dair birçok eser yazdı. En tanınmışları Uluğ beyin zeyci için yazdığı şerhp, Ali Kuşçunun eserine şerhtir. Bunlardan başka Mirim Çelebinin trigonometriye dair pek çok risalesi vardır. Bunlardan çoğu Farsça yazılmıştır(H.Z.Ülken, İ. Düşüncesi, s: 269)

Dönemin astronomi eserleri arasında Abdülvehhab b. Cemaleddin b. Yusuf el-Mardaninin Urcuze fi Menazil el Kamer ve Tuluiha ile Manzume fi Silk el Nücüm isimli Arapça eserlerini görüyoruz. Meraga ekolünün kurucusu Nasireddin Tusinin Risale fil Takvim isimli eseri ve yine ona ait olan ve Ahmed Dai (öl: 1421 cıvarı) tarafından tercüme edilen Si Fasl fil-takvim adlı eser bu dönemde Farsçadan Türkçeye çevirilmiştir.

Bu dönemde Osmanlı biliminin Semerkant yanında ikinci bir kaynağı olan Mısırda öğrenim gören zamanın tanınmış hekimi Hacı Paşa (Celaleddin Hıdır) (öl: 1413 veya 1417), Osmanlı tıbbını gelişmesinde önemli ir yeri olan Şifael-Eskam ve Devel-Alam ve Kitab el- Taalim fit-tıbb isimli iki Arapça eseri yanında Türkçe ve Arapça eserler de yazmıştır.
 

SiyahSancaktaR

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
11 May 2021
Mesajlar
4,476
Aldığı Beğeniler
6,294
Konum
Istanbul
Molla Yegân

Osmanlı devrinde yetişen büyük veli ve Hanefî mezhebi fıkıh âlimi. İsmi, Muhammed bin Muhammed bin Yegân bin Armağan bin Halîl'dir. Molla Yegân diye meşhûr oldu. Aslen Aydınlı idi. Doğum târihi bilinmemektedir. 1453 (H.857) târihinde Bursa'da vefât etti. Vefât târihi ile ilgili başka rivâyetler de vardır. Bursa'daYıldırım İmâreti yanındaki mektebe defnedildi. Bugün mezarından eser yoktur.

Çocukluğu Aydın'da geçti. Orada temel bilgileri öğrendi. Aydın'daki âlimlerden öğrenebileceği bilgilere sâhib olduktan sonra Bursa'ya gitti. Bursa'da Molla Fenârî'den ilim öğrenip icâzet aldı. Bursa'da çeşitli medreselerde müderrislik yaptı. Kendi adıyla anılan MollaYegân Medresesinde senelerce müderrislik yapıp, tâliblerine ilim öğretti. Molla Fenârî'nin vefâtından sonra, başmüderris ve Bursa kâdısı oldu.Sultan İkinci Murâd Han, bu kıymetli ilim adamını çok severdi. Ona sık sık ihsân ve iltifâtlarda bulunur, nasîhatlerini dinlerdi. Hattâ Molla Fenârî'den sonra onu Osmanlı Şeyhülislâmlığına tâyin ettiği söylenir. Buna göre Molla Yegân Osmanlı Devletinin üçüncü şeyhülislâmı olmaktadır. Molla Yegân'la Sultan İkinci Murâd arasındaki yakınlığa en güzel örnek Molla Gürânî'nin Bursa'ya getirilmesi hâdisesidir. Bu hâdise şöyle olmuştu:

Molla Yegân hacca gitmiş Mekke-i mükerreme ve Medîne-i münevverede'ki mübârek yerleri ziyâret etmekle, Peygamber efendimizin(s.a.v) ayak bastığı yerlere ve kabr-i şerîfine yüz sürmekle şereflenmişti. Hac esnâsında, Molla Gürânî ile tanıştı. Ondaki eşsiz ilmi, dînindeki olgunluğu ve güzel ahlâkını gören Molla Yegân, böyle bir âlimin ancak Osmanlı mülkünde kıymet bulacağını ifâde edip, Molla Gürânî'yi Bursa'ya davet etti. Berâberce Bursa'ya geldiler. Molla Yegân, Sultan Murâd Hanın huzûruna varınca, Sultan; "Onca yer gezip, gördün, bize ne hediye getirdin?" diye suâl etti. Molla Yegân da; "Tefsîr ve hadîs ilimlerinde yetişmiş bir âlim getirdim." cevâbını verdi. Molla Gürânî'yi getirip, Pâdişâh'a takdim etti. Pâdişâh da onun ilmini takdîr edip, Hüdâvendigâr Gâzî Medresesi müderrisliğine tâyin etti. Sonra Manisa'da bulunan Şehzâde Mehmed'e (Fâtih'e) hoca tâyin edildi.

Herkesin sevgisine mazhâr olan Molla Yegân, keskin zekâlı ve yumuşak huylu bir zât-ı muhteremdi. Dîne uymakta, Allahü teâlânın emir ve yasaklarını gözetmekte, Peygamber efendimizin güzel ahlâkı ile ahlâklanmakta, insanlara dînini öğretmekte çok ileriydi. Yüzü ak, boyu uzun ve sakalı gürdü.Çok cömert olup, Allahü teâlânın dostları ile yemek yiyip sohbet etmekten çok hoşlanır, onlar için nadide sofralarda lezîz yemekler hazırlatırdı. Fakir-zengin herkesi sofrasına dâvet eder ve sofradan herkes doymuş olarak kalkardı.

Ömrünü, ilim öğrenmek ve öğretmekle, Allahü teâlâya ibâdet etmekle geçiren Molla Yegân, pekçok talebe yetiştirdi. Yetiştirdiği talebeleri arasında; başta oğulları Yegânzâde Mehmed Paşa ve Yegânzâde Molla Sinâneddîn Yûsuf Bâlî olmak üzere; İstanbul'un ilk kâdısı Hızır Bey, Karamanlı Küçük Yâkup, İbn-ül-Hatîb Molla Taceddîn İbrâhim, Ayasolug Çelebisi Molla Mehmed, Molla Halîl Hayreddîn, Hacı Hasan-zâde Molla Mehmed, Şeyhulislâm Efdalzâde Hamîdüddîn gibi âlimler vardı.

Daha çok talebe yetiştirmekle meşgûl olan Molla Yegân, kitap yazmaya pek fırsat bulamamış bâzı meşhûr kitapların kenarlarına hâşiyeler ile Risâletün fil-Hulle adlı bir eser yazmıştır.


1) Şakâyik-i Nu'mâniyye Tercümesi (Mecdî Efendi); s.99
2) Esmâ-ül-Müellifîn; c.2, s.199
3) Tâc-üt-Tevârih (Ulemâ Kısmı)
4) Keşf-üz-Zünûn; s.861
5) Mu'cem-ül-Müellifîn; c.11, s.211
6) İslâm Âlimleri Ansiklopedisi; c.12, s.306
 
Üst Alt