Duaları unuttuk. Besmeleyi hayatımızdan çıkardık. Sabır, tevekkül, teslimiyet gibi İslâm kalelerini yıkıp insanı yalnız bıraktık. Hele tedbir, teenni, itidal gibi ölçülerden iyice uza a düştük. Meselelerimizi halletmek için batılı rehberlerin önümüze sürdü ü çözümleri egip bükürek hayatımıza uydurmaya çalıştık. Onları egip büküyorduk ya da kendimiz egilip bükülüyorduk çünkü önümüze sürülen çözümler, insan yaratılışının temel direklerine uygun olmaktan çıkmış, çıkarılmıştı.
Bizler de dünyevileşiyorduk. Onlar meselelerine nasıl bakıyorlarsa biz de öyle bakıyorduk. Hayatı, evi, kalbimizi, kavga sahaları haline getirdik. İsyan, isyan! Her yerde isyanımız vardı. Kalbimizde isyan vardı. Aklı yalnız bırakmıştık.
*
Hızla dünyevileşiyorduk. İnsan kişiligini bölüyor, parçalıyor, eksiltiyorduk. Çocuklara, eşlere, aileye uygun buldugumuz ölçüler, Batılıların materyaller denizinden çıkarıp hayatımıza yerleştirdigi ölçülerdi. Dünya adaleti! Hakimler, savcılar, jüri üyeleri olarak ortada dolaşıyor, sık sık "ben bunu hak etmemiştim" diye bagırıyorduk. Evde de sokakta da böyleydik. Kadın, erkek, çocuk olmaktan sevinç duyan, şükreden insanlar, çagların gerisinde kalmış gibiydiler. Rıza lokmasını kimse tatmamıştı, bilmiyordu.
*
Peygamberimizin pek de duyulmamış bir hadisi şerifini, vaktiyle Hz. Meryem hakkında bir çalışma yapmam gerektiginde, okumuştum. Çok çarpıcıydı. Tam mânâsıyla çarpıcıydı. Bunu nerede anlatsam bıraktıgı izlenimde bu oluyordu.
Ama biraz, modernite ölçülerine uygun hale getirilmiş zihinlerimiz için düşündürücü de oluyordu. Geçen yıl gene çok az duyulmuş bir Hadis-i şerifi, ona çok hayran kaldıgım için bir yazımda naklettigimde gene aynı tesir oluşmuş, bir kısım okuyucunun hayranlıgı doruk noktasına çıkarken, bir kısım da bunu algılamakta güçlük çekmişti.
*
Şimdi yazacagım Hadis-i şerif, okudugumda beni müthiş heyecanlandırmıştı. Hâlâ da öyledir. Yaşamak, mutlu olmak, hayatı dogru anlamak için artık o kadar yabancı kaldıgımız ölçüleri hatırlatıyordu çünkü.
Oglu İbrahim'in bakıcısı Sellama O'na (sallallahu aleyhi vesellem) bir gün şöyle sitem ediyor:
"Sen bütün iyilikleri erkeklere getirdin."
Bunun üzerine Peygamberimiz gülümsüyor ve şöyle diyor:
"Sizden biriniz eşinden hâmile kalınca, Allah rızası için oruç tutan, ve ibadet edenin sevabını alacak olmaktan memnun olmaz mı? Dogum sancıları geldiginde yerde ve gökte hiç kimse, karnında onu memnun edecek neyin gizli oldugunu bilir mi? Ve bir dogum yaptıgında ve bir agız dolusu süt ve her emziriş için bir iyi amalin sevabını alacagını bilir mi? Ve çocuk tarafından geceleri uykusuz barıkılınca, Allah rızası için yetmiş köleyi hür bırakmanın sevabını alacaktır." (Taberi)
Ömrün her anında hayatın ve insanın kıymetlendigi, işe yarar ve anlamlı kılındıgı bir anlayış, bir şekillenme! Kadın, erkek, herkesin başarılı ve mutlu olmayı becerebilecegi bir hayata bakış tarzı!
*
Belki kadınlarımız için yeni bir mutluluk kapısı açar bu hadis. Belki birçok derde devâ ve teselli olur. Belki hayata baglanmayı ve bir önceki güne benzemeyen yeni bir güne başlamayı ögretir. Belki insana, bölünüp parçalanmış kişiligini bütünleştirmenin, aynı zamanda "ilahi" bir tarafı oldugunu hatırlamanın yolunu açar.
Afet Ilgaz
Habervakti.com
Bizler de dünyevileşiyorduk. Onlar meselelerine nasıl bakıyorlarsa biz de öyle bakıyorduk. Hayatı, evi, kalbimizi, kavga sahaları haline getirdik. İsyan, isyan! Her yerde isyanımız vardı. Kalbimizde isyan vardı. Aklı yalnız bırakmıştık.
*
Hızla dünyevileşiyorduk. İnsan kişiligini bölüyor, parçalıyor, eksiltiyorduk. Çocuklara, eşlere, aileye uygun buldugumuz ölçüler, Batılıların materyaller denizinden çıkarıp hayatımıza yerleştirdigi ölçülerdi. Dünya adaleti! Hakimler, savcılar, jüri üyeleri olarak ortada dolaşıyor, sık sık "ben bunu hak etmemiştim" diye bagırıyorduk. Evde de sokakta da böyleydik. Kadın, erkek, çocuk olmaktan sevinç duyan, şükreden insanlar, çagların gerisinde kalmış gibiydiler. Rıza lokmasını kimse tatmamıştı, bilmiyordu.
*
Peygamberimizin pek de duyulmamış bir hadisi şerifini, vaktiyle Hz. Meryem hakkında bir çalışma yapmam gerektiginde, okumuştum. Çok çarpıcıydı. Tam mânâsıyla çarpıcıydı. Bunu nerede anlatsam bıraktıgı izlenimde bu oluyordu.
Ama biraz, modernite ölçülerine uygun hale getirilmiş zihinlerimiz için düşündürücü de oluyordu. Geçen yıl gene çok az duyulmuş bir Hadis-i şerifi, ona çok hayran kaldıgım için bir yazımda naklettigimde gene aynı tesir oluşmuş, bir kısım okuyucunun hayranlıgı doruk noktasına çıkarken, bir kısım da bunu algılamakta güçlük çekmişti.
*
Şimdi yazacagım Hadis-i şerif, okudugumda beni müthiş heyecanlandırmıştı. Hâlâ da öyledir. Yaşamak, mutlu olmak, hayatı dogru anlamak için artık o kadar yabancı kaldıgımız ölçüleri hatırlatıyordu çünkü.
Oglu İbrahim'in bakıcısı Sellama O'na (sallallahu aleyhi vesellem) bir gün şöyle sitem ediyor:
"Sen bütün iyilikleri erkeklere getirdin."
Bunun üzerine Peygamberimiz gülümsüyor ve şöyle diyor:
"Sizden biriniz eşinden hâmile kalınca, Allah rızası için oruç tutan, ve ibadet edenin sevabını alacak olmaktan memnun olmaz mı? Dogum sancıları geldiginde yerde ve gökte hiç kimse, karnında onu memnun edecek neyin gizli oldugunu bilir mi? Ve bir dogum yaptıgında ve bir agız dolusu süt ve her emziriş için bir iyi amalin sevabını alacagını bilir mi? Ve çocuk tarafından geceleri uykusuz barıkılınca, Allah rızası için yetmiş köleyi hür bırakmanın sevabını alacaktır." (Taberi)
Ömrün her anında hayatın ve insanın kıymetlendigi, işe yarar ve anlamlı kılındıgı bir anlayış, bir şekillenme! Kadın, erkek, herkesin başarılı ve mutlu olmayı becerebilecegi bir hayata bakış tarzı!
*
Belki kadınlarımız için yeni bir mutluluk kapısı açar bu hadis. Belki birçok derde devâ ve teselli olur. Belki hayata baglanmayı ve bir önceki güne benzemeyen yeni bir güne başlamayı ögretir. Belki insana, bölünüp parçalanmış kişiligini bütünleştirmenin, aynı zamanda "ilahi" bir tarafı oldugunu hatırlamanın yolunu açar.
Afet Ilgaz
Habervakti.com