Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve selleme Saygı Gösterilmesi:
Peygambere Salallahu aleyhi ve sellem saygı gösterilmesi, onun ümmeti üzerindeki en önemli haklarından biridir. Yüce Allah şöyle buyurdu:
Biz seni şahit, müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik. Ta ki Allaha ve Rasûlüne iman edesiniz, Rasûlüne yardım edesiniz, ona saygı gösteresiniz ve sabah akşam onu tesbih edesiniz (Feth, 48/8).
Ona, ilâhlık makamına yükseltmeden saygı gösterilmesi gerekir. Çünkü bu haramdır, caiz değildir, ilahlık sadece Allaha mahsustur. İsmi, sözü, dini, ailesi, sahabîleri gibi, uzaktan yakından onunla ilgili her şeye saygı gösterilmesi gerekir.
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem hiçbir kimse ona denk olamayacak ve yaklaşamayacak kadar derecesi yüksek bir insandır.
Onun önüne geçmemek de, ona saygı demektir. Yüce Allah bunu şu âyette belirtmektedir:
Ey iman edenler! Allahın ve Rasûlünün önüne geçmeyin. Allahtan korkun. Şüphesiz Allah işitendir, bilendir. Ey iman edenler! Seslerinizi Peygamberin sesinin üstüne yükseltmeyin. Birbirinize bağırdığınız gibi, Peygambere yüksek sesle bağırmayın; yoksa siz farkına varamadan amelleriniz boşa gidiverir (Hucurât, 49/1-2)
Peygamberle sallallahu aleyhi ve sellem konuşurken sesin yükseltilmesi de yasaklanmıştır. Onunla konuşan kimse bağırarak konuşmaz, sesini kısar, edepli, yumuşak ve saygılı bir şekilde konuşur.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem onlardan birisi gibi değildir. Ümmetinin üzerindeki hakkı, ona iman ve imanın ancak kendisiyle gerçekleştiği sevgi konusunda başkasından farklı olduğuna göre onunla konuşmada farklıdır.
Bunları yapmamakta, farkına varmadan, kulun amelinin boşa gideceği tehlikesi vardır: Ayrıca ona karşı edepli olmak, sevap kazanma ve amellerin makbul olma sebebidir.
Âlimler şöyle demişlerdir: Rasûlullahın sallallahu aleyhi ve sellem kabri yanında sesi yükseltmek, hayatında olduğu gibi, mekruhtur. Çünkü o, sağlığında da öldükten sonra da muhteremdir.
Rivayet edildiğine göre, Ömer, Peygamber Mescidinde, iki kişinin yüksek sesle konuştuğunu duydu. Yanlarına gidip: Nerede olduğunuzu biliyor musunuz? Dedi. Arkasından: Siz nerelisiniz? Diye sordu. Onlar: Tâifliyiz, dediler, Ömer radıyallahu anh: Medineli olsaydınız, size sopa atardım, dedi.
Onun yanında sesi yükseltme yasağı, öfkelenebileceği endişesindendi. O, öfkelenirse yüce Allah da öfkelenir ve bilmeden onu öfkelendirenin ameli boşa gider.
Allah, Rasûlullahın sallallahu aleyhi ve sellem yanında sesini kısan kimseyi övdü ve böyle yapılmasını istedi: Allahın Elçisinin huzurunda seslerini kısanlar, öyle kimselerdir ki Allah, onların kalplerini, takva için imtihan etmiş (onların takvaya ehil olduklarını bilmiş)tir. Onlar için mağfiret ve büyük bir mükâfat vardır (Hucurât, 49/3).
Bunlar, Allahın takva için deneyip sınadığı kimselerdir. Bunun sonucu, kalplerinin Alahın emrine uymalarıyla ortaya çıktı. Böylece; kalpler, takvanın sahipleri ve yeri oldu. Onların akibeti, günahlarının bağışlanması, sadece herşeyin rabbinden göklerin, yerin hazinelerinin anahtarı elinde olandan, sebeplerin müsebbibinden büyük ecrin elde edileceği müjdesi oldu. Bu, yaptıklarına uygun bir karşılıktı.
Kim Allahın emrine sarılırsa ve onun rızasına uyarsa, buna koşarsa, onu keyfi arzularına tercih ederse ve kalbini temizlerse, onun kalbi ihlaslı ve samimi olur. Kim böyle olmazsa, onun takvaya uygun olmadığı ortaya çıkar.
Peyambere sadece adıyla hitabedilmemesi de, ona saygı demektir. Muhammed! denilmez. Allahın peygamberi ve Allahın Rasûlü denilir.
Onun hadislerine saygı göstermek, ona saygı göstermektir. Rivayet edildiğine göre, Cafer b. Muhamed es-Sâdık, çok şakacı, çok gülümseyen birisiydi. Yanında Peygamber Salallahu aleyhi ve sellem anıldığında yüzü sararırdı. Rasûlullahtan Salallahu aleyhi ve sellem ancak temizken (abdestliyken) bahsederdi.
İbn Mesûd radıyallahu anh, Rasûlullahtan sallallahu aleyhi ve sellem bahsederken, telaşa kapılır ve alnından ter akardı.
Şu da ona gösterilen saygıyla ilgili rivayetlerdendir: Ebû Mahzûrenin bir kâkûlü vardı. Oturduğunda, salıverse yere ulaşırdı. Ona: Onu kestirmeyecek misin? denildi. O da: Rasûlullahın Salallahu aleyhi ve sellem elinin dokunduğunu kestirecek kişi değilim.
Bunlar, ona saygı gösterme konusunda zikredilenlerin pek azıdır. Aslında o, bunlardan daha üstündür. Rabbimin salât ve selâmları, yıldızlar parladığı ve bulutlar toplandığı sürece onun üzerine olsun.
Peygambere Salallahu aleyhi ve sellem saygı gösterilmesi, onun ümmeti üzerindeki en önemli haklarından biridir. Yüce Allah şöyle buyurdu:
Biz seni şahit, müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik. Ta ki Allaha ve Rasûlüne iman edesiniz, Rasûlüne yardım edesiniz, ona saygı gösteresiniz ve sabah akşam onu tesbih edesiniz (Feth, 48/8).
Ona, ilâhlık makamına yükseltmeden saygı gösterilmesi gerekir. Çünkü bu haramdır, caiz değildir, ilahlık sadece Allaha mahsustur. İsmi, sözü, dini, ailesi, sahabîleri gibi, uzaktan yakından onunla ilgili her şeye saygı gösterilmesi gerekir.
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem hiçbir kimse ona denk olamayacak ve yaklaşamayacak kadar derecesi yüksek bir insandır.
Onun önüne geçmemek de, ona saygı demektir. Yüce Allah bunu şu âyette belirtmektedir:
Ey iman edenler! Allahın ve Rasûlünün önüne geçmeyin. Allahtan korkun. Şüphesiz Allah işitendir, bilendir. Ey iman edenler! Seslerinizi Peygamberin sesinin üstüne yükseltmeyin. Birbirinize bağırdığınız gibi, Peygambere yüksek sesle bağırmayın; yoksa siz farkına varamadan amelleriniz boşa gidiverir (Hucurât, 49/1-2)
Peygamberle sallallahu aleyhi ve sellem konuşurken sesin yükseltilmesi de yasaklanmıştır. Onunla konuşan kimse bağırarak konuşmaz, sesini kısar, edepli, yumuşak ve saygılı bir şekilde konuşur.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem onlardan birisi gibi değildir. Ümmetinin üzerindeki hakkı, ona iman ve imanın ancak kendisiyle gerçekleştiği sevgi konusunda başkasından farklı olduğuna göre onunla konuşmada farklıdır.
Bunları yapmamakta, farkına varmadan, kulun amelinin boşa gideceği tehlikesi vardır: Ayrıca ona karşı edepli olmak, sevap kazanma ve amellerin makbul olma sebebidir.
Âlimler şöyle demişlerdir: Rasûlullahın sallallahu aleyhi ve sellem kabri yanında sesi yükseltmek, hayatında olduğu gibi, mekruhtur. Çünkü o, sağlığında da öldükten sonra da muhteremdir.
Rivayet edildiğine göre, Ömer, Peygamber Mescidinde, iki kişinin yüksek sesle konuştuğunu duydu. Yanlarına gidip: Nerede olduğunuzu biliyor musunuz? Dedi. Arkasından: Siz nerelisiniz? Diye sordu. Onlar: Tâifliyiz, dediler, Ömer radıyallahu anh: Medineli olsaydınız, size sopa atardım, dedi.
Onun yanında sesi yükseltme yasağı, öfkelenebileceği endişesindendi. O, öfkelenirse yüce Allah da öfkelenir ve bilmeden onu öfkelendirenin ameli boşa gider.
Allah, Rasûlullahın sallallahu aleyhi ve sellem yanında sesini kısan kimseyi övdü ve böyle yapılmasını istedi: Allahın Elçisinin huzurunda seslerini kısanlar, öyle kimselerdir ki Allah, onların kalplerini, takva için imtihan etmiş (onların takvaya ehil olduklarını bilmiş)tir. Onlar için mağfiret ve büyük bir mükâfat vardır (Hucurât, 49/3).
Bunlar, Allahın takva için deneyip sınadığı kimselerdir. Bunun sonucu, kalplerinin Alahın emrine uymalarıyla ortaya çıktı. Böylece; kalpler, takvanın sahipleri ve yeri oldu. Onların akibeti, günahlarının bağışlanması, sadece herşeyin rabbinden göklerin, yerin hazinelerinin anahtarı elinde olandan, sebeplerin müsebbibinden büyük ecrin elde edileceği müjdesi oldu. Bu, yaptıklarına uygun bir karşılıktı.
Kim Allahın emrine sarılırsa ve onun rızasına uyarsa, buna koşarsa, onu keyfi arzularına tercih ederse ve kalbini temizlerse, onun kalbi ihlaslı ve samimi olur. Kim böyle olmazsa, onun takvaya uygun olmadığı ortaya çıkar.
Peyambere sadece adıyla hitabedilmemesi de, ona saygı demektir. Muhammed! denilmez. Allahın peygamberi ve Allahın Rasûlü denilir.
Onun hadislerine saygı göstermek, ona saygı göstermektir. Rivayet edildiğine göre, Cafer b. Muhamed es-Sâdık, çok şakacı, çok gülümseyen birisiydi. Yanında Peygamber Salallahu aleyhi ve sellem anıldığında yüzü sararırdı. Rasûlullahtan Salallahu aleyhi ve sellem ancak temizken (abdestliyken) bahsederdi.
İbn Mesûd radıyallahu anh, Rasûlullahtan sallallahu aleyhi ve sellem bahsederken, telaşa kapılır ve alnından ter akardı.
Şu da ona gösterilen saygıyla ilgili rivayetlerdendir: Ebû Mahzûrenin bir kâkûlü vardı. Oturduğunda, salıverse yere ulaşırdı. Ona: Onu kestirmeyecek misin? denildi. O da: Rasûlullahın Salallahu aleyhi ve sellem elinin dokunduğunu kestirecek kişi değilim.
Bunlar, ona saygı gösterme konusunda zikredilenlerin pek azıdır. Aslında o, bunlardan daha üstündür. Rabbimin salât ve selâmları, yıldızlar parladığı ve bulutlar toplandığı sürece onun üzerine olsun.