Yeniden Doğuş

  • 》》 Biraz mavi , biraz telaş , biraz bahar , biraz sessizlik ,biraz deniz kokusu, biraz huzur , bir parça turuncu ♧ Hoşgeldin Yaz ♧

KanDamLaSi

Ubeyd
 
Üyelik Tarihi
14 Eki 2005
Mesajlar
7,463
Aldığı Beğeniler
64
003am.jpg



Anladım ki, susmak bir cüsse işi. Derin denizlerin işi. Sığ suları en hafif rüzgârlar bile coşturabiliyor. Derin denizleri ise ancak derin sevdalar...

Derin denizlerin sükûtu büyüler beni. İçimi bir heybet hissi kaplar. Benliğimi haşyet duyguları istilâ eder. Kalbim ürpermelerle dolar.

Dalgalı denizler, durgun mavi denizler kadar heybetli gelmez bana. Göklerin suskunluğu da öyle. Gök gürlemeleri, mavi derinliklerin heybetini siler diye düşünmüşümdür hep. Sükût her zaman daha manalı, daha derindir.

Ulvî olan sükûttur, gayrisi zaaftır diyor Vigny. Şair bir kurt avında bunu fark eder. Dişisiyle birlikte iki yavrusunu kurtarmak için, ay ışığının alaca karanlığında vahşi bir ormanda bir erkek kurdun verdiği asil savaştan çok etkilenir şair. Erkek kurt kendisine ve yavrularına saldırmak üzere olan avcıları hissetmiştir. Kurdun bütün kaçış yolları kesilmiştir. Karşı koymak ve hayatından kahramanca feragat etmekten başka çaresi yoktur. Pençelerini, az sonra kendisine mezar olacak karlara saplar ve bekler. Av köpeklerinin en yavuzunu gözüne kestirir ve onu haklar. Köpeğin boynu erkek kurdun dişleri arasındadır. Avcılar habire ateş ederler. Kamalarını kurdun böğrüne kabzalarına kadar saplarlar. Fakat kurt hiç inlemeden, ızdırabını sessizce yudumlayııp, öylece düşmanlarına bakmaktadır.

Kurdun gözlerinde sükûtun heybeti belirmiştir. Bu heybet şaire, ağlamanın, inlemenin ve yalvarmanın ancak bir zillet olduğunu anlatır. Erkek kurt kaderin kendisine yüklediği vazifeyi ifa etmiş, ızdırap çekmiş; ama inlemeden ölmüştür.

Bu asil hayvan, şaire, sevdiklerini yaşatmak için, hayattan feragat etmeyi, fedakârlığı da öğretmiştir.

Evet; hiçbir şiir ve söz, sükût ve amel kadar tesirli olamaz. Bir İngiliz atasözü, Hareketler kelimelerden daha gür sesle konuşur. diyor. Kalbe sözden çok sükûttan manalar akar. İnsan evrendeki sükûtu anlayabilseydi, kim bilir belki de söz olmayacaktı. İnsanlar sükûtun dilinden anlayacak, derin ve manalı bakışlarla konuşacaklardı. Ve ses, sükûtun heybetini bozamayacaktı.

Konuştuğum zamanlar hep acze düşmüşümdür de ondan kelâma sarılmışımdır. Evrendeki her varlıkta sükûtu bir süs, bir hikmet olarak algılamışımdır. Sözü ise ancak bir zaruret...

Allahın kelâmı var. Peygamberler de konuşmuş. Ama bu, sükûtun sakladığı engin sırların teyidi. Hissiz kalabalıklara sesini duyuramayanlar, şamatada vaaz etmekten vazgeçmiş, sükûta sığınmışlar hep. İsrafların en kötüsü, sözü israf etmektir çünkü...

Öfkelerini mukaddes bir çığlığa dönüştüremeyenler, sükûtun o manalı ve mütevekkil zırhına bürünürler.

Zulüm karşısında hayretten fal taşı gibi açılmış gözler yuvalarında münzevileşir, derin ve ürkütücü bir sükûta bürünür.

Sükûtta tevekkülü, sükûtta cümle işlerin Allaha havalesini okur gibi olurum.

Allahın varlığına birer işaret parmağı gibi, O var diye uzanan alemler konuşabilseydi, daha mı heybetli olurlardı? Denizler dile gelseydi, çağlayanlar ilâhiler mırıldansaydı mesela... Yunus gibi sarı çiçekle konuşabilseydik, güllerin, karanfillerin sesten, sözden kelâmları olsaydı mesela... Daha mı büyüleyici olurlardı? Kanatimce hayır! Çiçekler de susunca güzeldirler. Sır saklayan her şey caziptir. Sırrı olan her şey derin ve güzel...

Mukaddes nidalara karşı boynum kıldan ince olmakla birlikte, evrende Vigny gibi ben de hep sükûtu ulvî bulmuşumdur. Bazen bir çığlık bin çığ koparabilir; fakat bir mazlumun biçare sükûtu kıyamet saatini erkene alabilir.

Sözden, riyakâr hitabelerden nefret ettiğim bir merhalede, sükûtun girdabına kapıldığım zamanları hatırlıyorum şimdi. Gafletten kaskatı kesilmiş kalplere sözün değil, sükûtun tesirine şahit olmuşumdur. Benim de hayatımın istikametini söz değil, sükût değiştirmiştir.

Şuursuz çığlıkların karanlık ormanlarında derin bir sükût içerisinde yol ararken, kalbime şu mısralar dökülüvermişti.

Uyur ızdıraplarım gönlümde bir yar gibi
Ağlar, halime ağlar, düşüp eriyen karlar.
Kulaklarım gaibden bir davet duyar gibi
Sanırım uzaklardan beni bir çağıran var...

Çok geçmeden o davet beni çekti ve sükûtun heybetini mübârek yüzünde bulduğum bir Allah dostunun kıyısına vardım.

Onun dudaklarından yıllarca tek bir sohbet işitemedim. Hep derin denizler kadar heybetli bir sükût dinledim ondan. Sanki durgun ve derin bir ummanın kıyısına varmıştım. Derinliklerinde gönül ve hikmet incilerinin gülümsediği bir deniz bulmuştum. Hayatın hiçbir kasırgası, hadiselerin hiçbir fırtınası onu dalgalandıramıyordu. O denize imrendiğim an, gözlerim Necip Fazılın şu mısralarına takılmıştı:

Gittim, gittim, denizin,
Sınır yerine vardım.
Halin bana da geçsin!
Diye ona yalvardım.
Bir çılgın vesvesede,
İçim didiklense de,
Olaydım o cüssede,
Onun gibi susardım...

Gerçekten de öyle olmuştu. Sonsuza götüren bir denizin kıyısına varmıştım.

O zaman anladım ki, susmak bir cüsse işi. Derin denizlerin işi. Sığ suları en hafif rüzgârlar bile coşturabiliyor. Derin denizleri ise ancak derin sevdalar...

Anladım ki, derin ve esrarengiz olan her şey susuyor. Anladım ki susan her şey derin ve heybetli.

F.G.
 

KanDamLaSi

Ubeyd
 
Üyelik Tarihi
14 Eki 2005
Mesajlar
7,463
Aldığı Beğeniler
64
ebrese1291245803ch.jpg


YANGIN

Bilip de sustuklarım var benim..

Bilip de yandıklarım

Tutki kor var ellerimde

Tutma yanarsın !

Bu yangın benim

Sen yanmayasın..

Şimdi ver elini yangın...



alıntı..
 

zübeyde

abim seni cok özledim:(
 
Üyelik Tarihi
5 Mar 2006
Mesajlar
748
Aldığı Beğeniler
4
Takım
Galatasaray
ikiside birbirinden güzel
Allah razı olsun emegine yüregine saglık ;)
 

TebessüM

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
1 Eyl 2005
Mesajlar
1,558
Aldığı Beğeniler
9
İsyanım yanışıma ölüm bile
Susuyor
Ardına dönüş giden senmisin
A kadın
Gururum yere düşer
Yeter ki bak yüzüme
Üstüme basıp geçme
Yar

Gökhankırdar
 

Bir_Katre

RAHMETLE ANIYORUZ DEĞERLİ KARDEŞİM
 
Üyelik Tarihi
4 Ağu 2006
Mesajlar
5,632
Aldığı Beğeniler
50
Konum
Ağrı
Takım
Galatasaray
Gittim, gittim, denizin,
Sınır yerine vardım.
Halin bana da geçsin!
Diye ona yalvardım.
Bir çılgın vesvesede,
İçim didiklense de,
Olaydım o cüssede,
Onun gibi susardım...

Gerçekten de öyle olmuştu. Sonsuza götüren bir denizin kıyısına varmıştım.


Allah razı olsun kardeşim güzel paylaşımdı yüreğine sağlık...
 

MeLeK

Benim aşkım askı Verene!
 
Üyelik Tarihi
29 Kas 2005
Mesajlar
5,547
Aldığı Beğeniler
49
Konum
DuA taşan YüreK
zaman anladım ki, susmak bir cüsse işi. Derin denizlerin işi. Sığ suları en hafif rüzgârlar bile coşturabiliyor. Derin denizleri ise ancak derin sevdalar...

Anladım ki, derin ve esrarengiz olan her şey susuyor. Anladım ki susan her şey derin ve heybetli.







YANGIN

Bilip de sustuklarım var benim..

Bilip de yandıklarım

Tutki kor var ellerimde

Tutma yanarsın !

Bu yangın benim

Sen yanmayasın..

Şimdi ver elini yangın...


ıkısıde guzeldı can cıcegımm
bunada bayıldımm
 

ExELaNcE

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
3 Eyl 2005
Mesajlar
3,446
Aldığı Beğeniler
13
YANGIN

Bilip de sustuklarım var benim..

Bilip de yandıklarım

Tutki kor var ellerimde

Tutma yanarsın !

Bu yangın benim

Sen yanmayasın..

Şimdi ver elini yangın...

çok hoş dizeler..
paylaşımınız için tşkler
 

Uhuda_Sevdalı

....Sonun Başlangıcı....
 
Üyelik Tarihi
14 Şub 2008
Mesajlar
2,577
Aldığı Beğeniler
21
Konum
Bitlis - İstanbul
Takım
Galatasaray
zsuskundenizwp6.jpg

SUSKUN DENİZ

Anladım ki, susmak bir cüsse işi. Derin denizlerin işi.
Sığ suları en hafif rüzgârlar bile coşturabiliyor.
Derin denizleri ise ancak derin sevdalar...

Derin denizlerin sükûtu büyüler beni.
İçimi bir heybet hissi kaplar. Benliğimi haşyet duyguları istilâ eder.
Kalbim ürpermelerle dolar.

Dalgalı denizler, durgun mavi denizler kadar heybetli gelmez bana.
Göklerin suskunluğu da öyle.
Gök gürlemeleri, mavi derinliklerin heybetini siler diye düşünmüşümdür hep.
Sükût her zaman daha manalı, daha derindir.

Ulvî olan sükûttur, gayrisi zaaftır diyor Vigny.
Şair bir kurt avında bunu fark eder. Dişisiyle birlikte iki yavrusunu kurtarmak için,
ay ışığının alaca karanlığında vahşi bir ormanda bir erkek kurdun verdiği
asil savaştan çok etkilenir şair. Erkek kurt kendisine ve yavrularına saldırmak
üzere olan avcıları hissetmiştir. Kurdun bütün kaçış yolları kesilmiştir.
Karşı koymak ve hayatından kahramanca feragat etmekten başka çaresi yoktur.
Pençelerini, az sonra kendisine mezar olacak karlara saplar ve bekler.
Av köpeklerinin en yavuzunu gözüne kestirir ve onu haklar.
Köpeğin boynu erkek kurdun dişleri arasındadır. Avcılar habire ateş ederler.
Kamalarını kurdun böğrüne kabzalarına kadar saplarlar. Fakat kurt hiç inlemeden,
ızdırabını sessizce yudumlayıp, öylece düşmanlarına bakmaktadır.

Kurdun gözlerinde sükûtun heybeti belirmiştir. Bu heybet şaire, ağlamanın,
inlemenin ve yalvarmanın ancak bir zillet olduğunu anlatır.
Erkek kurt kaderin kendisine yüklediği vazifeyi ifa etmiş,
ızdırap çekmiş; ama inlemeden ölmüştür.
Bu asil hayvan, şaire, sevdiklerini yaşatmak için,
hayattan feragat etmeyi, fedakârlığı da öğretmiştir.

Evet; hiçbir şiir ve söz, sükût ve amel kadar tesirli olamaz.
Bir İngiliz atasözü, Hareketler kelimelerden daha gür sesle konuşur. diyor.

Kalbe sözden çok sükûttan manalar akar.
İnsan evrendeki sükûtu anlayabilseydi, kim bilir belki de söz olmayacaktı.
İnsanlar sükûtun dilinden anlayacak, derin ve manalı bakışlarla konuşacaklardı.
Ve ses, sükûtun heybetini bozamayacaktı.

Konuştuğum zamanlar hep acze düşmüşümdür de ondan kelâma sarılmışımdır.
Evrendeki her varlıkta sükûtu bir süs, bir hikmet olarak algılamışımdır.
Sözü ise ancak bir zaruret...

Allahın kelâmı var. Peygamberler de konuşmuş.
Ama bu, sükûtun sakladığı engin sırların teyidi.
Hissiz kalabalıklara sesini duyuramayanlar, şamatada vaaz etmekten vazgeçmiş,
sükûta sığınmışlar hep. İsrafların en kötüsü, sözü israf etmektir çünkü...

Öfkelerini mukaddes bir çığlığa dönüştüremeyenler,
sükûtun o manalı ve mütevekkil zırhına bürünürler.

Zulüm karşısında hayretten fal taşı gibi açılmış gözler yuvalarında münzevileşir,
derin ve ürkütücü bir sükûta bürünür.

Sükûtta tevekkülü, sükûtta cümle işlerin Allaha havalesini okur gibi olurum.

Allahın varlığına birer işaret parmağı gibi, O var diye uzanan alemler konuşabilseydi,
daha mı heybetli olurlardı? Denizler dile gelseydi, çağlayanlar ilâhiler mırıldansaydı
mesela... Yunus gibi sarı çiçekle konuşabilseydik, güllerin, karanfillerin sesten,
sözden kelâmları olsaydı mesela... Daha mı büyüleyici olurlardı? Kanatimce hayır!
Çiçekler de susunca güzeldirler. Sır saklayan her şey caziptir.
Sırrı olan her şey derin ve güzel...

Mukaddes nidalara karşı boynum kıldan ince olmakla birlikte,
evrende Vigny gibi ben de hep sükûtu ulvî bulmuşumdur.

Bazen bir çığlık bin çığ koparabilir;
fakat bir mazlumun biçare sükûtu kıyamet saatini erkene alabilir.

Sözden, riyakâr hitabelerden nefret ettiğim bir merhalede,
sükûtun girdabına kapıldığım zamanları hatırlıyorum şimdi.

Gafletten kaskatı kesilmiş kalplere sözün değil,
sükûtun tesirine şahit olmuşumdur.

Benim de hayatımın istikametini söz değil, sükût değiştirmiştir.

Şuursuz çığlıkların karanlık ormanlarında derin bir sükût içerisinde yol ararken,
kalbime şu mısralar dökülüvermişti.

Uyur ızdıraplarım gönlümde bir yar gibi
Ağlar, halime ağlar, düşüp eriyen karlar.
Kulaklarım gaibden bir davet duyar gibi
Sanırım uzaklardan beni bir çağıran var...

Çok geçmeden o davet beni çekti ve sükûtun heybetini
mübârek yüzünde bulduğum bir Allah dostunun kıyısına vardım.

Onun dudaklarından yıllarca tek bir sohbet işitemedim.
Hep derin denizler kadar heybetli bir sükût dinledim ondan.
Sanki durgun ve derin bir ummanın kıyısına varmıştım.
Derinliklerinde gönül ve hikmet incilerinin gülümsediği bir deniz bulmuştum.
Hayatın hiçbir kasırgası, hadiselerin hiçbir fırtınası onu dalgalandıramıyordu.

O denize imrendiğim an, gözlerim Necip Fazılın şu mısralarına takılmıştı:

Gittim, gittim, denizin,
Sınır yerine vardım.
Halin bana da geçsin!
Diye ona yalvardım.

Bir çılgın vesvesede,
İçim didiklense de,
Olaydım o cüssede,
Onun gibi susardım...

Gerçekten de öyle olmuştu.
Sonsuza götüren bir denizin kıyısına varmıştım.

O zaman anladım ki, susmak bir cüsse işi. Derin denizlerin işi.
Sığ suları en hafif rüzgârlar bile coşturabiliyor.
Derin denizleri ise ancak derin sevdalar...

Anladım ki, derin ve esrarengiz olan her şey susuyor.
Anladım ki susan her şey derin ve heybetli

....Alıntı....
 
Üst Alt