Tevessul nedir, neyle ve kimle yapılır?
TEVESSUL NE DEMEKTİR?
Tevessül; kişinin, kendisiyle başkasına yaklaştığı nesne, yol, vâsıta, sebep, bahâne, fırsat, elverişli vaziyet mânâlarına gelen vesîle masdarından meydana gelmiş bir kelimedir.
Vesîlenin cemîsi (çoğulu), veseyel ve vesâyil olarak gelir. Tevessül de, vesîle edinerek manen tutunmak, sarılmak demektir ki, meselâ, Peygamber Efendimizin (s.a.v.), rûhâniyetine tevessül gibi.(1)
Ayrıca yaklaşma, sebep tutma, başvurma ve girişimde bulunma gibi mânâlara da gelmektedir.
Tasavvuf ıstılâhında tevessül; Allah Teâlâya yaklaşmak, nezd-i İlâhîde mânevî derece ve mertebe sahibi olabilmek veya bir işin, bir arzu ve isteğin yerine gelebilmesi için güzel bir ameli ya da salih zatları (Allah dostlarını) vâsıta kılmak demektir.(2) Peygamberimiz (s.a.v.) Hz. Aliye (r.a.) buyurmuştur ki: Herkes halka yaklaşmak için vasıta ararken, halkın rızasını (hoşnutluğunu) gözetirken sen Hakkın rızasını gözet; Hakka yaklaştırıcı sebep ve vasıtaları ara.(3)
NEYLE VE KİMLERLE TEVESSÜL EDİLEBİLİR?
Yukarıdaki tariflerden de anlaşılacağı üzere, tevessül iki kısımdır:
1. Amelle tevessül,
2. Şahısla tevessül.
Amel ile tevessül, kişinin, salih bir amelini ortaya koyarak bunu Allah Teâlâ nezdinde dilek ve arzusunun tahakkuku/gerçekleşmesi için vâsıta kılmasıdır.
Ey iman edenler! Allahtan korkun ve ona (yaklaşmaya) vesîle arayın(4) âyet-i kerimesi, gerek salih ameller ve gerekse Resûlüllah Efendimiz (s.a.v.) ve onun vârisleri olan hakikat âlimleri ve velilerle tevessülün olabileceğine delildir.(5)
Kısacası; insanı Allâha yaklaştıran her şey, âyette ifade edilen vesîleye dahildir. Peygamberleri ve evliyâullâhı sevmek, onların kabirlerini ziyaret etmek, Allah rızâsı için sadaka vermek ve infakta bulunmak, salavât-ı şerife okumak, duâ ve iltica etmek, akrabaları ziyaret etmek, Allâhı çokça zikretmek gibi amellerin hepsi de birer vesîledir; kişi, bunların her biri ile Allâha tevessül edebilir. Hepsi de kulu Allâha yaklaştıran vâsıtalardır.(6)
PEYGAMBERİMİZ İLE DÜNYAYA GELMEZDEN ÖNCE YAPILAN TEVESSÜL
Resûlüllah Efendimizle (s.a.v.) gerek dünyaya gelmezden önce, gerek hayatlarında ve gerekse vefatlarından sonra tevessül edildiği-edilebileceği gibi, yarın âhiret âleminde de onunla tevessüle ihtiyaç vardır ve yapılacaktır da.
Henüz dünyayı teşrif etmelerinden önceki tevessüle, atamız Âdem aleyhisselâmın tevbe ve bağışlanmasıyla alâkalı hâdise çok açık bir delildir.
Hz. Ömerden (r.a.) rivâyet edilen hadîs-i şerifte şöyle buyrulmaktadır:
Ne zaman ki Âdem (a.s.) hatâsını anlayıp,
Yâ Rabbî, eğer beni (hâlen) mağfiret etmemiş isen, Muhammed (s.a.v.) hakkı için afvımı diliyorum, demişti.
Allah Teâlâ ona,
Ey Âdem! Ben onu henüz yaratmadığım halde, sen Muhammedi(n kadrini-kıymetini, nezdimizdeki şân ve şerefinin yüceliğini) nereden ve nasıl bildin? diye sordu.
O da,
Yâ Rabbi, sen beni yed-i kudretinle yarattığın ve rûhundan bana nefhettiğin zaman, başımı kaldırıp baktığımda, Arş-ı Alânın ayaklarında, Lâ ilâhe illallah, Muhammedün Resûlüllah yazılmış olduğunu gördüm... Zatının ismine, ancak yaratılmışların en sevimlisini izâfe edeceğini (düşündüm ve bu yolla) bildim, dedi. Cenâb-ı Hak ona,
Ey Âdem, doğru söyledin. Hakîkaten o, benim nezdimde yaratılmışların en sevimlisidir. Onun hürmetine benden (afvını) dilediğinde, ben de seni affettim. Şayet Muhammed olmasaydı seni yaratmazdım buyurdu.(7)
İşte bu hadîs-i şerifte de açıkça görüldüğü üzere, dînimizde vesîle vardır... Ve bunlar da, başta Resûlüllah Efendimiz (s.a.v.) olmak üzere, onun vârisi olan hakîkat âlimleridir.
Yine bu cümleden olarak kaynaklar, Yahûdilerin müşrik Araplarla savaştıklarında, Tevrâttan vasıflarını ve geleceğini öğrendikleri âhir zaman Peygamberi Resûl-i zîşân Efendimizle (s.a.v.), şu ifadelerle tevessülde bulunduklarını haber vermektedir:
Allâhım! Kitâbımızda yazıldığını gördüğümüz Peygamberini gönder de, müşrikleri cezalandırıp öldürelim. Allâhım! Tevrâtta tavsîfini bulduğumuz âhir zamanda gelecek Nebînle sana tevessül ediyoruz, bize yardım et. Allâhım! Ümmî olan Nebînle sana tevessülde bulunuyoruz, bize fetih ve zafer ihsân eyle.8
Yahûdilerin, Resûlüllah Efendimizle (s.a.v.) tevessülde bulunduklarını anlatan bu rivâyetler, onun zatı ile başka bir ifadeyle onun Allah indindeki derece ve rütbesiyle tevessül ettiklerini gösteren gâyet açık delillerdir.(9)
TEVESSUL NE DEMEKTİR?
Tevessül; kişinin, kendisiyle başkasına yaklaştığı nesne, yol, vâsıta, sebep, bahâne, fırsat, elverişli vaziyet mânâlarına gelen vesîle masdarından meydana gelmiş bir kelimedir.
Vesîlenin cemîsi (çoğulu), veseyel ve vesâyil olarak gelir. Tevessül de, vesîle edinerek manen tutunmak, sarılmak demektir ki, meselâ, Peygamber Efendimizin (s.a.v.), rûhâniyetine tevessül gibi.(1)
Ayrıca yaklaşma, sebep tutma, başvurma ve girişimde bulunma gibi mânâlara da gelmektedir.
Tasavvuf ıstılâhında tevessül; Allah Teâlâya yaklaşmak, nezd-i İlâhîde mânevî derece ve mertebe sahibi olabilmek veya bir işin, bir arzu ve isteğin yerine gelebilmesi için güzel bir ameli ya da salih zatları (Allah dostlarını) vâsıta kılmak demektir.(2) Peygamberimiz (s.a.v.) Hz. Aliye (r.a.) buyurmuştur ki: Herkes halka yaklaşmak için vasıta ararken, halkın rızasını (hoşnutluğunu) gözetirken sen Hakkın rızasını gözet; Hakka yaklaştırıcı sebep ve vasıtaları ara.(3)
NEYLE VE KİMLERLE TEVESSÜL EDİLEBİLİR?
Yukarıdaki tariflerden de anlaşılacağı üzere, tevessül iki kısımdır:
1. Amelle tevessül,
2. Şahısla tevessül.
Amel ile tevessül, kişinin, salih bir amelini ortaya koyarak bunu Allah Teâlâ nezdinde dilek ve arzusunun tahakkuku/gerçekleşmesi için vâsıta kılmasıdır.
Ey iman edenler! Allahtan korkun ve ona (yaklaşmaya) vesîle arayın(4) âyet-i kerimesi, gerek salih ameller ve gerekse Resûlüllah Efendimiz (s.a.v.) ve onun vârisleri olan hakikat âlimleri ve velilerle tevessülün olabileceğine delildir.(5)
Kısacası; insanı Allâha yaklaştıran her şey, âyette ifade edilen vesîleye dahildir. Peygamberleri ve evliyâullâhı sevmek, onların kabirlerini ziyaret etmek, Allah rızâsı için sadaka vermek ve infakta bulunmak, salavât-ı şerife okumak, duâ ve iltica etmek, akrabaları ziyaret etmek, Allâhı çokça zikretmek gibi amellerin hepsi de birer vesîledir; kişi, bunların her biri ile Allâha tevessül edebilir. Hepsi de kulu Allâha yaklaştıran vâsıtalardır.(6)
PEYGAMBERİMİZ İLE DÜNYAYA GELMEZDEN ÖNCE YAPILAN TEVESSÜL
Resûlüllah Efendimizle (s.a.v.) gerek dünyaya gelmezden önce, gerek hayatlarında ve gerekse vefatlarından sonra tevessül edildiği-edilebileceği gibi, yarın âhiret âleminde de onunla tevessüle ihtiyaç vardır ve yapılacaktır da.
Henüz dünyayı teşrif etmelerinden önceki tevessüle, atamız Âdem aleyhisselâmın tevbe ve bağışlanmasıyla alâkalı hâdise çok açık bir delildir.
Hz. Ömerden (r.a.) rivâyet edilen hadîs-i şerifte şöyle buyrulmaktadır:
Ne zaman ki Âdem (a.s.) hatâsını anlayıp,
Yâ Rabbî, eğer beni (hâlen) mağfiret etmemiş isen, Muhammed (s.a.v.) hakkı için afvımı diliyorum, demişti.
Allah Teâlâ ona,
Ey Âdem! Ben onu henüz yaratmadığım halde, sen Muhammedi(n kadrini-kıymetini, nezdimizdeki şân ve şerefinin yüceliğini) nereden ve nasıl bildin? diye sordu.
O da,
Yâ Rabbi, sen beni yed-i kudretinle yarattığın ve rûhundan bana nefhettiğin zaman, başımı kaldırıp baktığımda, Arş-ı Alânın ayaklarında, Lâ ilâhe illallah, Muhammedün Resûlüllah yazılmış olduğunu gördüm... Zatının ismine, ancak yaratılmışların en sevimlisini izâfe edeceğini (düşündüm ve bu yolla) bildim, dedi. Cenâb-ı Hak ona,
Ey Âdem, doğru söyledin. Hakîkaten o, benim nezdimde yaratılmışların en sevimlisidir. Onun hürmetine benden (afvını) dilediğinde, ben de seni affettim. Şayet Muhammed olmasaydı seni yaratmazdım buyurdu.(7)
İşte bu hadîs-i şerifte de açıkça görüldüğü üzere, dînimizde vesîle vardır... Ve bunlar da, başta Resûlüllah Efendimiz (s.a.v.) olmak üzere, onun vârisi olan hakîkat âlimleridir.
Yine bu cümleden olarak kaynaklar, Yahûdilerin müşrik Araplarla savaştıklarında, Tevrâttan vasıflarını ve geleceğini öğrendikleri âhir zaman Peygamberi Resûl-i zîşân Efendimizle (s.a.v.), şu ifadelerle tevessülde bulunduklarını haber vermektedir:
Allâhım! Kitâbımızda yazıldığını gördüğümüz Peygamberini gönder de, müşrikleri cezalandırıp öldürelim. Allâhım! Tevrâtta tavsîfini bulduğumuz âhir zamanda gelecek Nebînle sana tevessül ediyoruz, bize yardım et. Allâhım! Ümmî olan Nebînle sana tevessülde bulunuyoruz, bize fetih ve zafer ihsân eyle.8
Yahûdilerin, Resûlüllah Efendimizle (s.a.v.) tevessülde bulunduklarını anlatan bu rivâyetler, onun zatı ile başka bir ifadeyle onun Allah indindeki derece ve rütbesiyle tevessül ettiklerini gösteren gâyet açık delillerdir.(9)