Yeniden Doğuş

  • 》》 Biraz mavi , biraz telaş , biraz bahar , biraz sessizlik ,biraz deniz kokusu, biraz huzur , bir parça turuncu ♧ Hoşgeldin Yaz ♧

Necmeddin

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
24 Ocak 2006
Mesajlar
10,138
Aldığı Beğeniler
179
Konum
Batman
Takım
Diğer
Tevessul nedir, neyle ve kimle yapılır?

TEVESSUL NE DEMEKTİR?

Tevessül; kişinin, kendisiyle başkasına yaklaştığı nesne, yol, vâsıta, sebep, bahâne, fırsat, elverişli vaziyet mânâlarına gelen vesîle masdarından meydana gelmiş bir kelimedir.
Vesîlenin cemîsi (çoğulu), veseyel ve vesâyil olarak gelir. Tevessül de, vesîle edinerek manen tutunmak, sarılmak demektir ki, meselâ, Peygamber Efendimizin (s.a.v.), rûhâniyetine tevessül gibi.(1)
Ayrıca yaklaşma, sebep tutma, başvurma ve girişimde bulunma gibi mânâlara da gelmektedir.
Tasavvuf ıstılâhında tevessül; Allah Teâlâya yaklaşmak, nezd-i İlâhîde mânevî derece ve mertebe sahibi olabilmek veya bir işin, bir arzu ve isteğin yerine gelebilmesi için güzel bir ameli ya da salih zatları (Allah dostlarını) vâsıta kılmak demektir.(2) Peygamberimiz (s.a.v.) Hz. Aliye (r.a.) buyurmuştur ki: Herkes halka yaklaşmak için vasıta ararken, halkın rızasını (hoşnutluğunu) gözetirken sen Hakkın rızasını gözet; Hakka yaklaştırıcı sebep ve vasıtaları ara.(3)

NEYLE VE KİMLERLE TEVESSÜL EDİLEBİLİR?

Yukarıdaki tariflerden de anlaşılacağı üzere, tevessül iki kısımdır:
1. Amelle tevessül,
2. Şahısla tevessül.
Amel ile tevessül, kişinin, salih bir amelini ortaya koyarak bunu Allah Teâlâ nezdinde dilek ve arzusunun tahakkuku/gerçekleşmesi için vâsıta kılmasıdır.
Ey iman edenler! Allahtan korkun ve ona (yaklaşmaya) vesîle arayın(4) âyet-i kerimesi, gerek salih ameller ve gerekse Resûlüllah Efendimiz (s.a.v.) ve onun vârisleri olan hakikat âlimleri ve velilerle tevessülün olabileceğine delildir.(5)
Kısacası; insanı Allâha yaklaştıran her şey, âyette ifade edilen vesîleye dahildir. Peygamberleri ve evliyâullâhı sevmek, onların kabirlerini ziyaret etmek, Allah rızâsı için sadaka vermek ve infakta bulunmak, salavât-ı şerife okumak, duâ ve iltica etmek, akrabaları ziyaret etmek, Allâhı çokça zikretmek gibi amellerin hepsi de birer vesîledir; kişi, bunların her biri ile Allâha tevessül edebilir. Hepsi de kulu Allâha yaklaştıran vâsıtalardır.(6)

PEYGAMBERİMİZ İLE DÜNYAYA GELMEZDEN ÖNCE YAPILAN TEVESSÜL

Resûlüllah Efendimizle (s.a.v.) gerek dünyaya gelmezden önce, gerek hayatlarında ve gerekse vefatlarından sonra tevessül edildiği-edilebileceği gibi, yarın âhiret âleminde de onunla tevessüle ihtiyaç vardır ve yapılacaktır da.
Henüz dünyayı teşrif etmelerinden önceki tevessüle, atamız Âdem aleyhisselâmın tevbe ve bağışlanmasıyla alâkalı hâdise çok açık bir delildir.
Hz. Ömerden (r.a.) rivâyet edilen hadîs-i şerifte şöyle buyrulmaktadır:
Ne zaman ki Âdem (a.s.) hatâsını anlayıp,
Yâ Rabbî, eğer beni (hâlen) mağfiret etmemiş isen, Muhammed (s.a.v.) hakkı için afvımı diliyorum, demişti.
Allah Teâlâ ona,
Ey Âdem! Ben onu henüz yaratmadığım halde, sen Muhammedi(n kadrini-kıymetini, nezdimizdeki şân ve şerefinin yüceliğini) nereden ve nasıl bildin? diye sordu.
O da,
Yâ Rabbi, sen beni yed-i kudretinle yarattığın ve rûhundan bana nefhettiğin zaman, başımı kaldırıp baktığımda, Arş-ı Alânın ayaklarında, Lâ ilâhe illallah, Muhammedün Resûlüllah yazılmış olduğunu gördüm... Zatının ismine, ancak yaratılmışların en sevimlisini izâfe edeceğini (düşündüm ve bu yolla) bildim, dedi. Cenâb-ı Hak ona,
Ey Âdem, doğru söyledin. Hakîkaten o, benim nezdimde yaratılmışların en sevimlisidir. Onun hürmetine benden (afvını) dilediğinde, ben de seni affettim. Şayet Muhammed olmasaydı seni yaratmazdım buyurdu.(7)
İşte bu hadîs-i şerifte de açıkça görüldüğü üzere, dînimizde vesîle vardır... Ve bunlar da, başta Resûlüllah Efendimiz (s.a.v.) olmak üzere, onun vârisi olan hakîkat âlimleridir.
Yine bu cümleden olarak kaynaklar, Yahûdilerin müşrik Araplarla savaştıklarında, Tevrâttan vasıflarını ve geleceğini öğrendikleri âhir zaman Peygamberi Resûl-i zîşân Efendimizle (s.a.v.), şu ifadelerle tevessülde bulunduklarını haber vermektedir:
Allâhım! Kitâbımızda yazıldığını gördüğümüz Peygamberini gönder de, müşrikleri cezalandırıp öldürelim. Allâhım! Tevrâtta tavsîfini bulduğumuz âhir zamanda gelecek Nebînle sana tevessül ediyoruz, bize yardım et. Allâhım! Ümmî olan Nebînle sana tevessülde bulunuyoruz, bize fetih ve zafer ihsân eyle.8
Yahûdilerin, Resûlüllah Efendimizle (s.a.v.) tevessülde bulunduklarını anlatan bu rivâyetler, onun zatı ile başka bir ifadeyle onun Allah indindeki derece ve rütbesiyle tevessül ettiklerini gösteren gâyet açık delillerdir.(9)
 

Necmeddin

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
24 Ocak 2006
Mesajlar
10,138
Aldığı Beğeniler
179
Konum
Batman
Takım
Diğer
PEYGAMBERİMİZ İLE HAYATLARINDA İKEN TEVESSÜL

Hayatları esnasında Peygamber Efendimizle sayılamayacak kadar çok tevessülde bulunulmuştur. Basit mânâda bir siyer okuyan kimse bile bunların birçoğuna şâhit olabilir.
Bununla birlikte biz, yine de bunlardan bir tanesini anlatmaya çalışalım. Şimdi nakledeceğimiz bu hâdise, Peygamber Efendimizle (s.a.v.) hem hayatlarında, hem de vefatlarından sonra yapılan tevessüle örnek ve delildir.
Ashâb-ı kiramdan Osman b. Huneyf (r.a.) anlatıyor:
Bir adam vardı. Bir ihtiyacı sebebiyle Halîfe Osman b. Affâna (r.a.) gidip gelirdi. Ancak Hz. Osman o adama iltifat etmez ve ihtiyacına bakmazdı. O kimse bir gün Osman b. Huneyfe (bu hâdiseyi anlatan zata) rastladı ve ona bu durumdan yakındı. Osman b. Huneyf o adama şöyle dedi:
İbriği getir, bir abdest al, mescide git, orada iki rekat namaz kıl. Namazdan sonra da şöyle duâ et:
Allâhümme innî eselüke ve eteveccehü ileyke bi-Nebiyyinâ Muhammedin sallallâhü aleyhi ve selleme, Nebiyyir-rahmeti yâ Muhammedü innî eteveccehü bike ilâ Rabbike celle ve azze fe-yakzıy lî hâcetî.
Mânâsı: Allâhım, rahmet peygamberi Peygamberimiz Hz. Muhammedi (s.a.v.) vesîle ederek senden istiyor ve sana yöneliyorum. Ey Muhammed (s.a.v.), seni vesîle ederek Rabbin celle ve azzeye yöneliyorum ki, ihtiyacımı yerine getirsin.
Bu duânın ardından ihtiyacın ne ise onu söyle. Sonra da bana gel, Osman b. Affâna (r.a.) birlikte gidelim.Bundan sonra birbirlerinden ayrıldılar.
O zat Osman b. Huneyfin (r.a.) dediğini yaptı ve (arkadaşını dahi beklemeden) Hz. Osmanın (r.a.) kapısına gitti. Kendisini kapıcı karşıladı, elinden tuttu, Halîfenin yanına götürdü. Hz. Osman onunla beraber bir minderin üzerine oturdu ve İhtiyâcın nedir? diye sordu.
Adam ihtiyacını söyledi, o da derhal karşıladı.
Sonra da, Senin, bana gelip giderken bir ihtiyacını söylediğini ancak şimdi hatırlıyorum. Bundan böyle her ne ihtiyacın olursa çekinme bize gel dedi.
O zat oradan ayrıldı, Osman b. Huneyf hazretleri ile karşılaştı. Ona, Allah seni mükâfatlandırsın. Sen ona benim hakkımda konuşuncaya kadar bana iltifat etmedi ve ihtiyacıma bakmadı dedi.
Osman b. Huneyf hazretleri, Vallâhi ben ona senin hakkında hiçbir şey söylemedim. Ancak ben, Resûlüllâhın (s.a.v.) huzurunda iken şöyle bir hâdiseye şâhit olmuştum:
Resûlüllaha (s.a.v.) amâ (gözleri görmeyen) bir adam geldi ve hâlinden yakındı. Resûl-i Ekrem (s.a.v.) ona, Sabretmez misin? buyurdu. Amâ adam, Yâ Resûlallah, bana yardımcı olacak kimse yoktur. Gözümün görmemesi bana zor geliyor dedi. Resûlüllah (s.a.v.) da, Git abdest al. Sonra iki rekat namaz kıl, ardından şu duâları (yukarıda geçen duâlar) oku buyurdu.
Adam bizden ayrıldı. Sohbet uzadığından biz henüz dağılmamıştık. O kimse gözünde hiçbir amâlık yokmuş gibi bizim yanımıza geldi.(10)
Gerek yukarıdaki hadîs-i şerifte, gerekse başka hadislerinde, Resûlüllah Efendimiz (s.a.v.), gayet açık bir ifadeyle, Allahtan veya bir insandan ihtiyacı olan birinin, iki rekat namaz kıldıktan sonra, zat-ı şeriflerini vesile/vasıta ederek ihtiyacını Allâha arz etmesini istemiştir.(11) Bunu da sadece hayatta olmaya bağlamamıştır. Binaenaleyh tevessül edilecek zatın hayatta veya vefat etmiş olması fark etmez. Çünkü müminler ölmez; onlar, sadece fâni olan bu âlemden ebedî olan âleme nakl-i mekân ederler.
 

DuaM

cici anne :)
 
Üyelik Tarihi
1 Eyl 2005
Mesajlar
1,561
Aldığı Beğeniler
10
Takım
Galatasaray
Tevessül gerçekten bilinmesi ve dikkat edilecek bi konu Allah muhafaza bazen şirke kadar yol açabiliyor..

bu değerli bilgiler için Rabbim daim razı olsun abim..
 

Necmeddin

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
24 Ocak 2006
Mesajlar
10,138
Aldığı Beğeniler
179
Konum
Batman
Takım
Diğer
PEYGAMBERİMİZİN DİĞER PEYGAMBERLERLE YAPTIĞI TEVESSÜL

Peygamberimizin (s.a.v.), diğer peygamberleri (aleyhimüsselâm) vesîle edindiğini gösteren bir vakia şöyledir:
Enes b. Mâlik (r.a.) anlatıyor: Hz. Alinin (k.v.) annesi Fâtıma binti Esed vefat etmişti. Defnedilirken Nebî (s.a.v.), onun affı için Allâha yalvarmış ve duâsını şu cümlelerle bitirmişti: Peygamberinin ve benden önceki peygamberlerin (aleyhimüs-selâmü vet-tahiyye) hakkı için Annem Fâtıma b. Esedi affet. Ona kelime-i şehâdeti telkîn et. Kendisine kabir rahatlığı ver. Çünkü sen merhametlilerin en merhametlisisin.(12)
Görüldüğü üzere burada Resûlüllah Efendimiz, hem kendisi, hem de kendisinden önce geçen peygamberlerle tevessül edip Allah Teâlâya yönelmekte ve yalvarmaktadır. Demek ki, sadece peygamberimizle de değil, bütün peygamberlerle tevessül câizdir. Vefatlarından sonra da olsa... Bu hususta bunun benzeri daha pek çok deliller vardır.

RAVZA-İ MUTAHHAREYİ ZİYARET ÂDÂBI VE TEVESSÜL

Ravza-i Mutahhare, Sevgili Peygamberimizin (s.a.v.) kabr-i şerifleridir. Kaadı İyâz hazretleri, Ravza-i Mutahhareyi ziyâret âdâbı ile alâkalı olarak şöyle diyor:
Resûl-i Ekrem Efendimize (s.a.v.) sağlığında nasıl hürmet edilmişse, vefâtından sonra da öyle tâzimde bulunulur. Kabr-i saâdet ziyâret edilirken, huşû ve sükûn üzere derli-toplu ve şuurlu hareket edilir, ses yükseltilmez. Bunları söyledikten sonra da şu hâdiseyi naklediyor:
Emîrul-müminîn Ebû Câfer el-Mansûr, Kabr-i Şerîfi ziyâret esnâsında yüksek sesle konuşuyordu. Orada bulunan İmâm Mâlik (r.a.) hazretleri, îkaz mâhiyetinde şöyle dedi:
Yâ emîrel-müminîn! Mescitte ve bilhassa Kabr-i Şerîfin yanında yüksek sesle konuşulmaz. Cenâb-ı Hak Kurân-ı Kerimde, Resûlüllah (s.a.v.) ile sohbet âdâbını öğretmek üzere şöyle buyurmuştur:
«Ey iman edenler! Seslerinizi Peygamberin sesinin üstüne yükseltmeyin. Onunla konuşurken, birbirinizle konuştuğunuz gibi yüksek sesle konuşmayın!»
Allah Teâlâ, bu edep emrine uyanları da, «Resûlüllâhın huzûrunda söz söylerken seslerini kısanlar, şüphesiz Allâhın kalplerini takvâ ile imtihan ettiği kimselerdir. Onlara mağfiret ve büyük bir mükâfat vardır» diye övmüş ve müjdelemiştir.
Aksine hareket edenleri ise, «(Habîbim!) Sana odaların arka tarafından bağıranların çoğu, aklı ermez (senin yüce mertebeni anlamayan, yüksek dereceni kavrayamayan) kimselerdir»(13) buyurarak, azarlayıp kınamıştır.
Binâenaleyh Peygamber Efendimize sağlığında nasıl hürmet ve tâzim edilmişse, irtihâlinden sonra da öylece hürmet edilir.
Bu nasîhati dinleyen Halîfe Mansur, edep ve terbiyesini takınıp,
Yâ İmam, nasıl edeyim; kıbleye karşı mı, kabr-i şerife karşı mı dönerek duâ edeyim? diye sordu.
İmam Mâlik de,
Yüzünü ondan (başka yöne) çevirme. O senin vesîlen. Kıyâmet günü baban Âdeme varıncaya kadar herkesin vesîlesidir. Ona teveccüh et, şefaat dile, diye cevap verdi.(14)
Tevessül; bir zata yaklaşmak veya ondan bir şey istemek için bir başkasını vesîle edinmek, yani vâsıta kılmaktır. Meselâ, ihtiyacını doğrudan doğruya hükümdardan istemenin münâsip olmayacağını düşünen veya buna cesâret edemeyen bir kimsenin, önce hükümdârın vezirine başvurması, onu vesîle kılarak arzusunu onun vâsıtasıyla hükümdâra iletmesi gibi.
Tevessül eden mümin de ihtiyacını yalnız Allahtan diler, tevessül ettiklerinden değil. Tevessül ettiklerini sadece vâsıta, onun, Allah indindeki kıymet ve mertebesi itibariyle duâsının kabûlüne, dileğinin yerine getirilmesine vesîle olsun ister. Daha açık bir ifade ile; gâyesine ulaşmak için, vâsıta ve vesîle tedârik eder.(15)
Bu Mânâda mürşidler, Hak ile halk arasında vesîle olan kâmil ve mükemmil, yani hem kendileri kemâle ermiş, olgun, hem de başkalarını olgunlaştırabilecek mânevî güce sahip insanlardır.(16)
 

Necmeddin

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
24 Ocak 2006
Mesajlar
10,138
Aldığı Beğeniler
179
Konum
Batman
Takım
Diğer
PEYGAMBERİMİZ İLE ÂHİRETTE TEVESSÜL

Âhirette de Resûlüllah Efendimizle (s.a.v.) tevessülde bulunacağız.
Hadîs-i şeriflerde belirtildiğine göre kıyâmet günü insanlar, mahşerin şiddet ve dehşetinden bir an evvel kurtulmak isteyecekler. Bu maksatla ataları Hz. Âdemden başlayıp bütün ülûl-azm peygamberleri (aleyhimüsselâm) ziyaret edecekler. Onlardan, Allah Teâlânın kendilerini bu halden bir an evvel kurtarması için, şefaat etmelerini isteyecekler.
Ancak onların her biri kendisinin bu işe liyâkatli olmadığını, kendisini meşgul edecek bir derdi bulunduğunu, bu işe en ehil ve en lâyık olanın peygamberlerin sonuncusu Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.) olduğunu söyleyip ona gitmelerini tavsiye edecekler.
Bunun üzerine insanlar, Peygamber Efendimize gelip durumu arz edecekler. Peygamberimiz (s.a.v.) de Rabbinden izin isteyip secdeye kapanarak ona hamd edecek.
Hz. Allah kendisine, Yâ Muhammed, başını kaldır ve söyle, sözün dinlenecek. İste, isteğin verilecek. Şefaat et, şefaatin kabul edilecek buyurunca Sevgili Peygamberimiz, Yâ Rabbî! Ümmetim, ümmetim! diyecek.
Kendisine, Kalbinde zerre kadar imanı olanı cehennemden çıkar denilecek.
O da zerre miktarı da olsa imanı bulunanları cehennemden çıkarıp, cennete sevk edecek.
Böylece bütün insanların en zor gününde, onların en büyük sıkıntılarını gidermek için Allâhın izin ve inayetiyle vesîle olacaktır.(19)
Şefaate inanmayanlar, vesîleyi-vasıtayı-tevessülü reddedip bidat-hurâfe ve şirk addedenler ise, elbette ki âhirette bunlardan muhrum kalacaklardır.
 

fzehra

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
25 Ağu 2005
Mesajlar
9,365
Aldığı Beğeniler
1,490
Konum
İstanbul
ellerine sağlık ALLAH razı olsun çok güzel açıklamışsınız
 

Necmeddin

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
24 Ocak 2006
Mesajlar
10,138
Aldığı Beğeniler
179
Konum
Batman
Takım
Diğer
İYİ İNSANLARLA TEVESSÜL

Salih zatlar, Peygamber Efendimizin (s.a.v.) yakınları, zâhirî ve bâtınî bakımdan vârisleri olan âlim ve âriflerle tevessüle gelince...
Enes b. Mâlik (r.a.) anlatıyor:
Halife Hz. Ömer (r.a.) zamanında Müslümanlar, kuraklık yüzünden kıtlık tehlikesiyle yüz yüze gelmişlerdi. Hz. Ömer Hz. Abbası (r.anhüma) vesîle edinerek Allahtan yağmur talebinde bulunduğu niyâzında şöyle yalvardı:
Allâhım! Bizler daha önce Peygamberimizi (s.a.v.) vesîle edinerek sana niyazda bulunurduk, sen de bize yağmur verirdin. Şimdi ise Peygamberimizin amcasını vesîle kılıyor ve senden taleb ediyoruz. Bize yağmur ihsân et.
Hz. Enes, halîfenin bu duâsından sonra yağmurun hemen yağmaya başladığını ifade ediyor.(20)
Cesareti, kahramanlığı ve harp sanatındaki dehası ile ünlü sahabî Hâlid b. Velîd (r.a.), Yermuk muharebesi günü takkesini kaybetmişti. Askerlere onu aramalarını emretti. Uzun aramalardan sonra takke bulundu. Oldukça eskimiş bu takkeyi ısrarla aratmasını yadırgayarak sebebini soranlara şu cevabı verdi: Peygamberimiz (s.a.v.) umre yapmış ve başını tıraş ettirmişti. Etrafında bulunanlar, onun saçının yanlardan kesilen uçlarını almak için atıldılar. Bense daha atik davranarak onun alnının perçeminden kesilen kısmı aldım ve onu bu takkemin içine koydum. Bu saç yanımdayken girdiğim her savaşta galip geldim.(21)
Mü'minlerin annesi Hz. Esmâdan (r.anhâ) şöyle dediği rivayet edilmiştir:
İşte Resûlüllahın (s.a.v.) cübbesi! (&) Âişe (r.anhâ) vefat edene kadar bu cübbe onun yanında idi. O vefat edince ben aldım. Resulullah (s.a.v.) onu giyerdi. Şimdi biz de onu hastalar için yıkıyoruz... Onunla (ondan dökülen suyla) şifa talep ediliyor.(22)
Mu'âviye b. Ebî Süfyan (r.a.) zamanında şiddetli bir kuraklık olmuştu. Hz. Mu'âviye (r.a.) Şamlılar'la birlikte yağmur duası yapmak için minbere çıkıp oturduğu zaman, Yezîd b. el-Esved el-Cüreşî'nin nerede olduğunu sordu. Orada bulunanlar Yezîd b. el-Esved'i çağırdılar. Geldiğinde, Mu'âviye (r.a) ona, minbere çıkmasını söyledi. Yezîd b. el-Esved minbere çıktı ve Mu'âviyenin (r.anhümâ) yanına oturdu. Hemen arkasından Mu'âviye (r.a) şöyle dua etti: Allahım! Bugün en hayırlımız ve en faziletlimiz olan kişiyi bizim için sana vesile/aracı yapıyoruz. Allahım! Yezîd b. el-Esved el-Cüreşî'yi bizim için sana vasıta/aracı yapıyoruz. Sonra da, Ey Yezîd, ellerini kaldır! dedi. Bunun üzerine Yezîd b. el-Esved ellerini kaldırdı; orada bulunanlar da ellerini kaldırdılar. Hemen oracıkta batı tarafından bir bulut beliriverdi ve bir rüzgâr çıktı. Ardından da öyle bir yağmur yağdı ki, neredeyse insanlar evlerine ulaşamayacaktı.(23)
Zehebî'nin naklettiğine göre İmam Ahmed'in oğlu Abdullah, babasının, Peygamber Efendimizin (s.a.v.) saçıyla tevessülde bulunduğunu; onu öptüğünü ve içine daldırdığı kaptaki suyu şifa niyetiyle içtiğini söylemiştir.(24)
Yine aynı kaynaktan öğrendiğimize göre İmam Tebarânî ile İmam Ebû Bekr b. Mukrî ve Ebuş-Şeyh, Medine'de bulundukları zamanlardan birinde yiyecekleri tükenmiş, aç kalmışlardı. Açlık dayanılmaz bir hal alınca Ebû Bekr b. Mukrî, Kabr-i Saadete giderek, Ey Allah'ın Resûlü! Açlık bizi perişan etti! diye serzenişte bulunur. Medinede oturanlardan birisi aynı günün akşamı kapılarını çalar ve Bizi Resûlüllaha (s.a.v.) şikâyet etmişsiniz. Rüyama geldi ve size yardım etmemi emir buyurdu diyerek elindeki yiyecek dolu sepeti kendilerine verir&(25)
Allâme İbn-i Hacer-i Mekkî (rh.), bil-Hayrâtil-Hısân fî Menâkıbil-İmâm Ebî Hanîfetin-Numân isimli eserinin 25. bâbında şöyle demiştir:
İmâm Şâfiî (rh.) Bağdatta kaldığı günlerde İmam Ebû Hanîfenin (rh.) türbesine gelir, ziyaret eder, kendisine selâm verirdi. Sonra da Allah Teâlâya, ihtiyacını gidermesi için onunla tevessül ederdi.(26) Yani Cenab-ı Haktan, ihtiyaçlarının, onun yüzü suyu hürmetine giderilmesini niyaz ederdi.
Sahabeden itibaren selef-i salihinin tevessül mevzuuna giren tutum ve davranışları hususunda zikredilebilecek olanlar elbette bunlardan ibaret değildir. Daha pek çok rivayetler vardır. Ancak onları tekrar ederek sözü uzatmak istemiyoruz.
Kısacası, başta Resûlüllah Efendimiz olmak üzere geçmiş bütün peygamberlerle, kâmil ve mükemmil mürşidlerle, veliler ve salih zatlarla gerek hayatlarında ve gerekse âhirete irtihallerinden sonra tevessül câzdir. Zira âlimler onların tasarruflarının yani insan, eşyâ ve sâir varlıklar üzerindeki mânevî tesirlerinin devam edeceğini ifade ederek özetle şöyle demişlerdir:
Cenâb-ı Hak, sevdiği kulunun yükü ağırlaşınca, anâsırdan tecrîd eder de onu rûhen mutasarrıf kılar. Yani o kulunu, vücûdunun ana maddeleri olan su, toprak, hava ve ateş unsurlarından (anâsır-ı erbaa) soyar da rûhuyla tasarruf eder hâle getirir. Ruhta ise telsiz sürati olduğundan, tasarruf daha süratli, daha ihâtalı-kuşatıcı ve kolay olur.(27)
Aksini iddiâ edenleri ise, kendi iddiâlarıyla başbaşa bırakıyoruz.
 

Bayram

LA İLAHE İLALLAH
 
Üyelik Tarihi
1 Eyl 2005
Mesajlar
7,283
Aldığı Beğeniler
51
Konum
Ankara
Takım
Galatasaray
Ellerine sağlik necmeddin abi faydalı bilgiler sunmuşum.
 

Necmeddin

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
24 Ocak 2006
Mesajlar
10,138
Aldığı Beğeniler
179
Konum
Batman
Takım
Diğer
RUHLARIN ŞİMŞEK GİBİ ÇAKAN TESİRLERİ

Ahmed Rufâî (k.s.) hazretleri, el-Burhânül-Müeyyed isimli eserlerinde, insanları irşâda ehil, Allah ve Resûlü tarafından selâhiyetli/yetkili olan evliyâullâhın mânevî tasarrufları ile alakalı olarak şu açıklamalarda bulunmaktadır:
Allah Teâlâ bizleri, Resûlüllâhın (s.a.v.) vekîli yapmış, kendisine insanları dâvet eden imamlar yani kılavuzlar-rehberler olarak tâyin etmiştir.
Bize uyan selâmete erer.
Bizim vesîlemizle Allah Teâlâya yönelen kazanır....
Bizi yok etmek isteyen yok olur.
Bizi dövmeye kalkışan dövülür.
Bizim duvarımızdan yüksek yapılan duvar, harâb olur; (yani bize karşı büyüklük taslayan, perişan olur).
Çünkü Cenâb-ı Hak buyurdu ki:
Şüphesiz ki Allah, (müşriklerin ezâ ve cefâlarını) iman edenlerden defedecektir.(28 )
(O) Peygamber, müminlere öz nefislerinden evlâdır (kendi canlarından daha üstündür).(29
Ruhların şimşek gibi çakan tesirlerini (mânevî tasarruflarını) inkâr, (onlara) her şeyi açıp salıveren Allah Teâlânın yardımını bilmemektir. Allâhın kelâmı hükümsüz bırakılamaz. Kurân-ı Kerimde Resûlüllah Efendimizin şöyle söylediği açıklanmaktadır:
Muhakkak ki benim velîm, (bana yardım etmekte, beni korumakta yegâne sâhibim) o Kitabı indiren Allahtır. Ve o, bütün salihlerin de velîsidir.(30)
Yani onların, salih kullarının da işlerini üzerine alır, onlardan meded umanların da... Hatta onlardan yardım isteyenlere sığınanları da himâyesine alır.
O salih kişiler ister hayatta olsun, ister olmasınlar; onlar, ister farkında bulunsun, isterse farkında bulunmasınlar... Nitekim kul merhametli olunca, uyurken açılan birisinin üzerini örter de, o uyandıktan sonra, yaptığı iyiliği ona anlatmaz. Zengin birisi, fakire iyilikte bulunur da, ona haber bile vermez.
Allah Teâlâ ise Rahmândır, Rahîmdir; o azamet sahibidir, ihsânı boldur. Dostu olan kuluna, bilmediği yerden yardım, ummadığı taraftan da rızık bahşeder.
Cenâb-ı Hakkın dağlar gibi olan ulvî yardımları, kulunu keder ve sıkıntılar denizinde boğulmaktan korur. Sevgili kulundan ve onu sevenlerden, kötü olan mukadder âkıbetleri, tenezzülât-ı sübhâniyyesinin bir neticesi olarak kulunun hayrına olan kaderlerle defeder, giderir. Ancak bu, velî kulunun tesiriyle değil, onun vesîle ve vâsıtalığı iledir.
Efendim, Şeyhim Mansûr-i Rabbânî (k.s.) dedi ki:
Allah Teâlâya sığınman; ona itimat etmendir, zihnini de ondan gayri varlıklardan temizlemendir.
Resûlüllâhın (s.a.v.) vârisleri olan evliyâullah bizi irşâd ettiler, bize doğru yolu gösterdiler. Kuran ve sünnetlerdeki inci-mercan hazînelerini kapatan perdeyi bize araladılar. Allah ve Resûlü ile olan terbiyenin hikmetini bizlere öğrettiler.
Onlar öyle bir topluluktur ki, yanlarında oturanlar azıtıp sapıtmaz.
Allâha (c.c.) iman eden, Peygamberinin (s.a.v.) ulviyetini idrâk eden kişi, onları sevsin, onlara tâbi olsun.
 
Üst Alt