SALİH AMELLE TEVESSÜL
Mevzuya, salih amellerin vesile olduğuna dair âyetin söz konusu edildiği, bir talebe-hoca diyaloğunu naklederek başlamak istiyoruz. Şöyle ki:
Bir talebesi, üstad Ebû Ali ed-Dehkâhın dersinde Cenâb-ı Hakkın, Ona ancak güzel sözler yükselir (ulaşır). Onları da salih amel yükseltir(31) âyetini okur. Bunun üzerine Ebû Ali, Amelin yükseltilmiş olduğunun alamet de; yaptığın şeyin sence tamamen unutulmasıdır. Bu itibarla, eğer o amelin hâlâ senin nazarında duruyorsa, o amel geri çevrilmiş demektir. Yok unutulmuş ise, o da yükseltilmiş ve kabul edilmiş demektir der.(32)
Salih amelle tevessüle dair ders ve ibretlerle dolu uzunca bir hadîs-i şerif şöyledir:
Abdullah b. Ömer el-Hattâb (r. anhüm) anlatıyor: Resûlüllahtan (s.a.v.) şöyle dinledim:
Sizden öncekilerden üç kişi yolu çıktılar. Gecelemek niyetiyle bir mağaraya girdiler. Bu esnada dağdan kopan büyük bir kaya parçası, mağaranın ağzını kapattı. Birbirlerine, Sizi bu kayadan ancak salih amellerinizle duâ etmeniz kurtarabilir dediler. Bunun üzerine içlerinden biri şöyle niyaz etti:
Allâhım! Benim yaşlı, kocamış anam ve babam vardı. Ben onlardan evvel ne çoluk-çocuğuma, ne de kölelerimden hiç birine bir şey içirirdim. Bir gün hayvanlarımı otlatacak ağaçlık bir yer aramak arzusu, beni uzaklara götürdü. Onların uyku saatlerinden önce dönemedim. Buna rağmen gelir gelmez akşam sütlerini sağdım, fakat onların uyuduklarını gördüm. Kendilerini uyandırmayı da, onlardan evvel çoluk-çocuk ve kölelerime akşam sütlerini içirmeyi de hoş bulmadım. Çocuklar ayaklarımın etrafında ağlaşırken ben, süt bardağı elimde olduğu halde, onların uyanmasını gözeterek fecir söküp ortalık ağarıncaya kadar bekledim. Nihayet uyandılar ve akşam sütlerini içtiler. Allâhım! Eğer ben bu yaptığımı senin rızân için yapmış isem, şu kayanın üzerimize kapanmasından dolayı düştüğümüz sıkıntıyı bizden kaldırıver.
Kaya biraz aralandı. Ancak çıkabilecekleri kadar değildi.
Diğeri de şöyle yalvardı:
Allâhım! Benim amcamın bir kızı vardı. O bana insanların en sevimlisi idi. (Başka bir rivâyette de, Onu, bir erkeğin kadını en şiddetli sevdiği gibi seviyordum diye ifade edilmiştir.) Ona yaklaşmak istedim, benden çekindi. Nihayet kıtlık senelerinden birinde o, kendiliğinden bana geldi. Kendisini bana teslim etmesi şartıyla, ona yüz yirmi altın verdim. Kabul etti. Ona karşı olan arzumu yerine getirmeye muktedir olunca, o bana, «Allahtan kork! Haksız yere mührümü bozma (nikâhsız olarak bekâretime ilişme)» dedi. O bana, kadınların en sevimlisi olduğu halde ondan uzaklaştım. Verdiğim altınları da kendisine bıraktım. Allâhım! Eğer ben bunu senin rızân için yaptımsa, içinde bulunduğumuz sıkıntıyı bizden kaldırıver.
Kaya biraz daha aralandı. Fakat o açıklıktan da dışarı çıkmak mümkün olmuyordu.
Üçüncüsü ise şöyle duâ etti:
Allâhım! Bir takım amele-işçi kiralamıştım. Birisi hâriç hepsinin ücretlerini kendilerine ödedim. O bir kişi ise hakkını almadan bırakıp gitti. Onun parasını çalıştırıp çoğalttım. O kadar ki, pek çok mal meydana geldi. Bir zaman sonra o şahıs bana geldi ve «Ey Abdullah, bana ücretimi ver» dedi. Ben de (mallarını göstererek); deve, sığır, koyun ve köle olarak bu gördüklerinin hepsi senindir, dedim. O, «Ey Abdullah, benimle eğlenme» dedi. Ben de, seninle alay etmiyorum, dedim. Bunun üzerine malların hepsini aldı ve sürüp götürdü. Onlardan hiçbir şey bırakmadı. Allâhım! Eğer ben bu yaptığımı senin rızân için yapmış isem, içinde bulunduğumuz şu sıkıntıyı kaldırıp kurtarıver bizi.
... Ve kaya tamamen açıldı, mağaradan yürüyerek çıktılar.(33)
Demek ki dinimizde, peygamberlerle, velilerle, salih zatlarla olduğu gibi, sırf Allah rızâsı için yapılan salih amellerle de tevessül etmek mümkündür; yani bu usûl de meşru ve câizdir. Bidat ve hurâfeyle de ilgisi yoktur.
Mevzuya, salih amellerin vesile olduğuna dair âyetin söz konusu edildiği, bir talebe-hoca diyaloğunu naklederek başlamak istiyoruz. Şöyle ki:
Bir talebesi, üstad Ebû Ali ed-Dehkâhın dersinde Cenâb-ı Hakkın, Ona ancak güzel sözler yükselir (ulaşır). Onları da salih amel yükseltir(31) âyetini okur. Bunun üzerine Ebû Ali, Amelin yükseltilmiş olduğunun alamet de; yaptığın şeyin sence tamamen unutulmasıdır. Bu itibarla, eğer o amelin hâlâ senin nazarında duruyorsa, o amel geri çevrilmiş demektir. Yok unutulmuş ise, o da yükseltilmiş ve kabul edilmiş demektir der.(32)
Salih amelle tevessüle dair ders ve ibretlerle dolu uzunca bir hadîs-i şerif şöyledir:
Abdullah b. Ömer el-Hattâb (r. anhüm) anlatıyor: Resûlüllahtan (s.a.v.) şöyle dinledim:
Sizden öncekilerden üç kişi yolu çıktılar. Gecelemek niyetiyle bir mağaraya girdiler. Bu esnada dağdan kopan büyük bir kaya parçası, mağaranın ağzını kapattı. Birbirlerine, Sizi bu kayadan ancak salih amellerinizle duâ etmeniz kurtarabilir dediler. Bunun üzerine içlerinden biri şöyle niyaz etti:
Allâhım! Benim yaşlı, kocamış anam ve babam vardı. Ben onlardan evvel ne çoluk-çocuğuma, ne de kölelerimden hiç birine bir şey içirirdim. Bir gün hayvanlarımı otlatacak ağaçlık bir yer aramak arzusu, beni uzaklara götürdü. Onların uyku saatlerinden önce dönemedim. Buna rağmen gelir gelmez akşam sütlerini sağdım, fakat onların uyuduklarını gördüm. Kendilerini uyandırmayı da, onlardan evvel çoluk-çocuk ve kölelerime akşam sütlerini içirmeyi de hoş bulmadım. Çocuklar ayaklarımın etrafında ağlaşırken ben, süt bardağı elimde olduğu halde, onların uyanmasını gözeterek fecir söküp ortalık ağarıncaya kadar bekledim. Nihayet uyandılar ve akşam sütlerini içtiler. Allâhım! Eğer ben bu yaptığımı senin rızân için yapmış isem, şu kayanın üzerimize kapanmasından dolayı düştüğümüz sıkıntıyı bizden kaldırıver.
Kaya biraz aralandı. Ancak çıkabilecekleri kadar değildi.
Diğeri de şöyle yalvardı:
Allâhım! Benim amcamın bir kızı vardı. O bana insanların en sevimlisi idi. (Başka bir rivâyette de, Onu, bir erkeğin kadını en şiddetli sevdiği gibi seviyordum diye ifade edilmiştir.) Ona yaklaşmak istedim, benden çekindi. Nihayet kıtlık senelerinden birinde o, kendiliğinden bana geldi. Kendisini bana teslim etmesi şartıyla, ona yüz yirmi altın verdim. Kabul etti. Ona karşı olan arzumu yerine getirmeye muktedir olunca, o bana, «Allahtan kork! Haksız yere mührümü bozma (nikâhsız olarak bekâretime ilişme)» dedi. O bana, kadınların en sevimlisi olduğu halde ondan uzaklaştım. Verdiğim altınları da kendisine bıraktım. Allâhım! Eğer ben bunu senin rızân için yaptımsa, içinde bulunduğumuz sıkıntıyı bizden kaldırıver.
Kaya biraz daha aralandı. Fakat o açıklıktan da dışarı çıkmak mümkün olmuyordu.
Üçüncüsü ise şöyle duâ etti:
Allâhım! Bir takım amele-işçi kiralamıştım. Birisi hâriç hepsinin ücretlerini kendilerine ödedim. O bir kişi ise hakkını almadan bırakıp gitti. Onun parasını çalıştırıp çoğalttım. O kadar ki, pek çok mal meydana geldi. Bir zaman sonra o şahıs bana geldi ve «Ey Abdullah, bana ücretimi ver» dedi. Ben de (mallarını göstererek); deve, sığır, koyun ve köle olarak bu gördüklerinin hepsi senindir, dedim. O, «Ey Abdullah, benimle eğlenme» dedi. Ben de, seninle alay etmiyorum, dedim. Bunun üzerine malların hepsini aldı ve sürüp götürdü. Onlardan hiçbir şey bırakmadı. Allâhım! Eğer ben bu yaptığımı senin rızân için yapmış isem, içinde bulunduğumuz şu sıkıntıyı kaldırıp kurtarıver bizi.
... Ve kaya tamamen açıldı, mağaradan yürüyerek çıktılar.(33)
Demek ki dinimizde, peygamberlerle, velilerle, salih zatlarla olduğu gibi, sırf Allah rızâsı için yapılan salih amellerle de tevessül etmek mümkündür; yani bu usûl de meşru ve câizdir. Bidat ve hurâfeyle de ilgisi yoktur.