Yeniden Doğuş

  • 》》 Biraz mavi , biraz telaş , biraz bahar , biraz sessizlik ,biraz deniz kokusu, biraz huzur , bir parça turuncu ♧ Hoşgeldin Yaz ♧

sümeyya

SüKuT
 
Üyelik Tarihi
7 Nis 2007
Mesajlar
4,648
Aldığı Beğeniler
39
Konum
Bursa-Tokat
Takım
Galatasaray
dosya_13409_11.jpg
Yıl 1960. 27 Mayıs ihtilaline sayılı günler kalmış. Üstad hazretleri 1960 Mart ayında Urfa'ya gider. Durum hayli gergindir. Dönemin İçişleri Bakanı emir verir. "Onu çıkarın Urfa'dan" der. Efendim "raporu var, hareket edemiyor" derler. Çünkü Üstad hayli bitkin ve hastadır. 83 yaşında hasta yatağından kıpırdamayacak güçte olmasına rağmen onu Urfa'dan çıkarmak için her türlü baskı yapılır. Ankara'da siyasi çevreler bu konuyu tartışa dursun bir haber gelir ki, "Üstad vefat etti..."

Üstadın talebelerinden Bayram Yüksel O'nu hasta yatağının başında bekliyordu. 23 Mart 1960 Çarşamba sabaha karşı 03:00'te yüksek ateşle uykuya daldı. Bir daha da uyandıramadılar. Vefat haberi hızla yayılır.

İçişleri Bakanı, bu sefer yine emir verir: "Kimse Urfa'ya girmesin veya gitmesin" der. O sırada Başbakan Adnan Menderes İstanbul'da bulunmaktadır. Üstadın talebelerinden bazıları "Başbakan'a telefon edelim söyleyelim de hiç olmazsa bu baskıya bir mani olunsun" derler. İstanbul'da Ahmet Aytimur, tanıdığı bir kimseyle Menderes'e haber gönderir. Durumu Menderes'e anlatarak cenazeyi Cuma günü kaldırmak istiyoruz der. Başbakan Adnan Menderes "tamam herkes gitsin, kimse mani olmasın, ama Cuma günü için ısrar etmesinler, kalkacaksa, Perşembe günü kalksın" der. Vefat haberi ertesi günü birçok gazetenin manşetinde yer alır.

Cenaze NamazıBaşbakan Adnan Menderes "Cenazeyi Perşembe günü kaldırın" deyince yüz binden fazla insan, Urfa'ya gelir. Türkiye'nin dört bir yanından da talebeleri Urfa'ya akın etmeye başlar. Caddeler ve sokaklar insan seliyle dolar. Urfa'da İbrahim Kadallah Mescidi'nin yanına gömülecektir. Yeri de daha önceden hazırlanmış ve orada üç tane kubbe yapılmıştır. Müslim Hafız bu kubbeleri hazırlamıştır. O kubbelerden birisine Üstad Bediüzzaman'ı gömerler. Yüz binden fazla insan bu olayı görür.

Üstadın KabriÜstad'ın, İbrahim Kadallah Mescidi'ndeki kubbelerden birine gömüldüğünü önde gelen talebelerden biri görünce Elazığlı Hulusi Yahyagil abiye bir soru sorar. "Abi" der. "Üstad bana demişti ki, sen benim kabrimi bilmeyeceksin. Ama şimdi herkes gördü. Bu nasıl olacak böyle" der.

Hulusi Ağabey şöyle cevap verir: "Sen merak etme, ben kırk sene Üstad'ın yanında kaldım, ne dediyse hepsi çıktı. Bundan sonra bu da çıkacak ama ne zaman çıkacak biraz sabredelim." der.

O talebesi, Üstad'a zamanında "Üstadım niye kabrinizin bilinmesini istemiyorsunuz?" diye bir soru sorar. Üstad şöyle cevap verir: "Ben hayattayken elimi öpenler bana tokat atmış gibi oluyor. Ben öldükten sonra da kabrime gelip şeriata ve sünnet-i seniyyeye muhalif hareket edenler bana kabirde de azap ederler, onun için benim kabrimi kimsenin bilmesini istemiyorum" der.

Evet, hakikaten de 27 Mayıs ihtilali olduktan sonra yönetimi ele geçiren askeri idare onu orada bırakmaz. Bir gece yarısı kabrinden çıkarılarak başka bir yere nakledilir. Bu gün de halâ kabrinin yeri bilinmemektedir.


fgulen.com
 

aydilge

Bana Seni Gerek ,Seni !.
 
Üyelik Tarihi
8 Ocak 2008
Mesajlar
1,867
Aldığı Beğeniler
12
Konum
Tokat'ta doğdum,Bursa'da doydum...
Takım
Galatasaray
Allah razı olsun kuzencim..Evet üstadın kabrinin yerini bilmiyoruz ama dualarımız hep onunla,kalbimizde...
Bediüzzaman Said Nursi, tüm hayatını; sahip olduğu maddi manevi herşeyi Allah'ın rızasını kazanmak için adamış, bu uğurda her türlü fedakarlığı büyük bir şevk içerisinde göze almıştır. Hayatını pek çok insan için dayanılması çok güç şartlar altında geçirmiş, ömrünün sonuna kadar, yaptığı çalışmalardan rahatsız olan çevreler tarafından eziyet görmüştür. Defalarca mahkemelere çıkarılmış, hayatının büyük bölümünü gözetim altında geçirmiştir. Ömrünün yaklaşık 30 yılını hapis ve sürgünde geçiren Bediüzzaman, bu zor şartlar altında 6000 sayfalık Risale-i Nur Külliyatını tamamlayabilmek için elinden gelen tüm çabayı göstermiş ve başarılı olmuştur.

Bir asra yakın ömrünü baskı, zulüm, tehdit altında sürgünlerde ve hapislerde geçirmiş, ancak bu güç şartlara rağmen inancından, azminden ve kararlılığından asla ödün vermemiştir. Cesareti, yaşadığı her türlü zorluğa rağmen tevekküllü ve sabırlı hali, aklı, feraseti, basireti, şefkati ve merhameti, vicdanı, ihlası, samimiyeti ile tüm Müslümanlar için önemli bir örnek olmuştur. "Evet kardeşlerim! Bu zamanda öyle dehşetli cereyanlar (ürkütücü, korkutucu akımlar) ve hayatı ve cihanı (dünyayı) sarsacak hadiseler içinde hadsiz bir metanet (sınırsız bir güç, dayanıklılık) ve i'tidal-i dem (soğukkanlılık, yüksek bir itidal) ve nihayetsiz (sonsuz) bir fedakarlık taşımak gerektir..."1 sözleriyle ifade ettiği gibi, Bediüzzaman Said Nursi Kuran ahlakının tebliğinde kayıtsız şartsız bir fedakarlık gösterilmesi gerektiğini görmüş, bu sorumluluğu kendisi üstlendiği gibi talebelerine de bu kararlılıkla hareket etmelerini öğütlemiştir.

Bediüzzaman gibi, talebeleri de ondan aldıkları eğitim ile bu üstün ahlakı benimsemiş ve büyük bir ihlas, sadakat ve fedakarlık içerisinde Kuran ve Risale-i Nurların tebliğini sürdürmüşlerdir. Said Nursi ve Nur talebeleri gösterdikleri fedakarane çabalarıyla tüm Müslümanlara örnek olmuş; birlik beraberlik içerisinde, ihlasla ve fedakarlık ruhuyla hareket edildiğinde Allah'ın izniyle en zor şartlar altında bile başarıya ulaşılabileceğini göstermişlerdir.
 
Üst Alt