1968'de, büyük bir konferans ertesitoplantıda, sualli v cevaplı bir hasbihâl şeklinde ve sonra parça parça kaleme alınmıştır.
Beklenen kurtarıcıyı soruyorsunuz!..
O, şu anda, hangi babanın sulbünde, hangi annenin rahminde, hangi dairenin sandalyesinde, hangi yüksek, orta veya ilk mektebin sınıfında, hangi alay, tabur veya bölüğün başında, hangi câminin tenha köşeciğinde, hangi kütüphanenin münzevi buçağında, nerede, nerede, bilmiyorum! Seçimle mi gelir, yığınla mı görünür, yepyeni bir teşekkülle mierişir, paraşütle mi atlar, uçan daireyle mi iner, nasıl, nasıl bilmiyorum! Âleti kalem midir,kılıç mıdır, nefes midir, aşı iğnesi midir, ilâç şişesi midir, nedir, nedir, bilmiyorum!
Riyazî kat'iyet halinde bildiğim bir şey varsa, o da, tarihi binlerce yılı kuşatan bu şerefli milletin, en büyük şerefini İslamda bulması gibi, imanını ve şevkini tazeleyici bir kahraman beklediği, aradığı ve onu mutlaka bulacağıdır.
Evet bildiğim tek şey, bu vatanın, cemat, nebat, hayvan, insan, bütün kadrosuyla kurtarıcısını beklediğidir. Yanık başak yağmuru, sancılı hasta ilacı, masum tutuklu adaleti, deli aşık sevvgiliyi nasıl gözlerse, Türk Milleti kurtarıcısını öyle gözlüyor.
Bu öyle bir bekleyiş ki, gelen ve gelmesi mümkün görünen hiç kimse olmasa bile, içindeki cezbetme kuvvetiyle ona vücut verebilir, onu doğurabilir, yetiştirir, geliştirir ve eriştirir. Yalnız isteniş ve beklenişindeki şiddet yüzünden ana rahminde teşekkül edecek kahraman...
Onu bekliyoruz...
Bu kurtarıcı, Kanuni Sultan Süleyman devrinin arkasından, hatta o devirde başlayan vecd ve aşk yoksunu, hikmet ve incelik düşkünü kaba softalar ve ham yobazlar elindekikısırcılık ve posacılık gidişine aykırı olacak ve her biri nâ^mütenahi mukaddes dış ölçülerin, zâhirleriyle beraber bâtınlarını, ruh ve mânâlarını savunacaktır.
Bu kurtarıcı, nice yükseliş ve alçalışlardan sonra, nihayet Cumhuriyetle kemâle eren, deri üstünden taklit, şahsiyetini Batıya teslim ve tohumunu inkâr cereyanına, kollarını iki yana makas gibi açarak "DUR!" diyecektir.
Bu kurtarıcı Batıyı, bütün iç buhranları içinde en çilekeş Batılıdan daha derin kavramış, Doğuyu da olanca zayıf noktaları ve gizli kuvvetleriyle hecelemiş olarak, iki dünya arasındaki mahsup sırrını, einde, topyekûn insanlığın beklediği bir meşale gibi taşıyacaktır.
Bu kurtarıcı, milletin duraklama, gerileme ve alçalma devirlerinden gelen sahte kahramanlarla gerçeklerini, tepside pirincin kendisiyle taşını ayırd edercesine eleyecek ve Türk Milletine bir asırdır pilâv yerine taş yedirenlerin foyasını meydana çıkartıcı ölçüyü getirecektir.
Bu kurtarıcı, tarihin, imanın, ahlakın, batınların millî müesseselerin hakkını arayacak, hakikatini koruyacak; evi, aileyi, kadını, çocuğu, mektebi, tarlayı, fabrikayı, hükümet kapısını, adalet kürsüsünü, ordu mekanizmasını öz temelleri üstüne oturtacaktır.
Bu kurtarıcı, tersi dönmüşlerin ilericilikte kaybettiğiyle gericilikte göremediğini mertek gibi gözlere sokacak, ruhu kalkındıracak, maddeyi ruh emrinde süsleyecek ve bu ulvî nizamı bozucu her şeyi yerle bir edecek, silip süpürecektir.
Bu kurtarıcı, Batının, kendisine devâ, bize zehir diye sattığı bütün metâlarını ona iade edecek, demokrasiyi geldiği yere gönderecek, kapitalizmayı (ülser) ve komünizmayı (kanser) sayacak, bütün Batılı içtimaî ve iktisadî mezheplerin yüzüne tükürecek, âlemde sonu (izm) edatıyla biten ne kadar sistem varsa, kendsinin değil de arayıp bulamadığının İslamda olduğunu mahyalaştıracak, Batı adına sadece müspet bilgiler ve aklın maddeyi tefahhus hakkından başka hiçbir şeye değer vermeyecek ve böylece 20'inci asra, hasret çektiği nizamdan en parlak örneği verecektir.
Bu kurtarıcı, tek kelimeyle, İslamın bütün saffet ve asliyeti içinde gerçek temsilcisi ve onun bugünkü ve yarınki dünyaya tam hakim tatbikçisi olmaktan başka bir huviyete sahip bulunmayacaktır.
Batışımızdaki dehşete denk bir çıkış ve yükselişle bizi kurtaracak kahraman...
İlahî adalet ve kanunlara göre... Mutlaka gelecektir. Bu millet kalacağına göre, o gelecektir!
***
Yok, efendim, yok!.. Bu dâvaya bir nihayet vermenin günü gelmiştir. İkisinden birini istiyoruz:
Müslümanlık kanın dışıdır!
Yahut:
Müslümanlık, inanan için tek kanundur ve her türlü müdafaası serbesttir.
Müslümanlık değil ama, lâîklik de budur!
HİTÂBELER (syf. 163.164.165)
Beklenen kurtarıcıyı soruyorsunuz!..
O, şu anda, hangi babanın sulbünde, hangi annenin rahminde, hangi dairenin sandalyesinde, hangi yüksek, orta veya ilk mektebin sınıfında, hangi alay, tabur veya bölüğün başında, hangi câminin tenha köşeciğinde, hangi kütüphanenin münzevi buçağında, nerede, nerede, bilmiyorum! Seçimle mi gelir, yığınla mı görünür, yepyeni bir teşekkülle mierişir, paraşütle mi atlar, uçan daireyle mi iner, nasıl, nasıl bilmiyorum! Âleti kalem midir,kılıç mıdır, nefes midir, aşı iğnesi midir, ilâç şişesi midir, nedir, nedir, bilmiyorum!
Riyazî kat'iyet halinde bildiğim bir şey varsa, o da, tarihi binlerce yılı kuşatan bu şerefli milletin, en büyük şerefini İslamda bulması gibi, imanını ve şevkini tazeleyici bir kahraman beklediği, aradığı ve onu mutlaka bulacağıdır.
Evet bildiğim tek şey, bu vatanın, cemat, nebat, hayvan, insan, bütün kadrosuyla kurtarıcısını beklediğidir. Yanık başak yağmuru, sancılı hasta ilacı, masum tutuklu adaleti, deli aşık sevvgiliyi nasıl gözlerse, Türk Milleti kurtarıcısını öyle gözlüyor.
Bu öyle bir bekleyiş ki, gelen ve gelmesi mümkün görünen hiç kimse olmasa bile, içindeki cezbetme kuvvetiyle ona vücut verebilir, onu doğurabilir, yetiştirir, geliştirir ve eriştirir. Yalnız isteniş ve beklenişindeki şiddet yüzünden ana rahminde teşekkül edecek kahraman...
Onu bekliyoruz...
Bu kurtarıcı, Kanuni Sultan Süleyman devrinin arkasından, hatta o devirde başlayan vecd ve aşk yoksunu, hikmet ve incelik düşkünü kaba softalar ve ham yobazlar elindekikısırcılık ve posacılık gidişine aykırı olacak ve her biri nâ^mütenahi mukaddes dış ölçülerin, zâhirleriyle beraber bâtınlarını, ruh ve mânâlarını savunacaktır.
Bu kurtarıcı, nice yükseliş ve alçalışlardan sonra, nihayet Cumhuriyetle kemâle eren, deri üstünden taklit, şahsiyetini Batıya teslim ve tohumunu inkâr cereyanına, kollarını iki yana makas gibi açarak "DUR!" diyecektir.
Bu kurtarıcı Batıyı, bütün iç buhranları içinde en çilekeş Batılıdan daha derin kavramış, Doğuyu da olanca zayıf noktaları ve gizli kuvvetleriyle hecelemiş olarak, iki dünya arasındaki mahsup sırrını, einde, topyekûn insanlığın beklediği bir meşale gibi taşıyacaktır.
Bu kurtarıcı, milletin duraklama, gerileme ve alçalma devirlerinden gelen sahte kahramanlarla gerçeklerini, tepside pirincin kendisiyle taşını ayırd edercesine eleyecek ve Türk Milletine bir asırdır pilâv yerine taş yedirenlerin foyasını meydana çıkartıcı ölçüyü getirecektir.
Bu kurtarıcı, tarihin, imanın, ahlakın, batınların millî müesseselerin hakkını arayacak, hakikatini koruyacak; evi, aileyi, kadını, çocuğu, mektebi, tarlayı, fabrikayı, hükümet kapısını, adalet kürsüsünü, ordu mekanizmasını öz temelleri üstüne oturtacaktır.
Bu kurtarıcı, tersi dönmüşlerin ilericilikte kaybettiğiyle gericilikte göremediğini mertek gibi gözlere sokacak, ruhu kalkındıracak, maddeyi ruh emrinde süsleyecek ve bu ulvî nizamı bozucu her şeyi yerle bir edecek, silip süpürecektir.
Bu kurtarıcı, Batının, kendisine devâ, bize zehir diye sattığı bütün metâlarını ona iade edecek, demokrasiyi geldiği yere gönderecek, kapitalizmayı (ülser) ve komünizmayı (kanser) sayacak, bütün Batılı içtimaî ve iktisadî mezheplerin yüzüne tükürecek, âlemde sonu (izm) edatıyla biten ne kadar sistem varsa, kendsinin değil de arayıp bulamadığının İslamda olduğunu mahyalaştıracak, Batı adına sadece müspet bilgiler ve aklın maddeyi tefahhus hakkından başka hiçbir şeye değer vermeyecek ve böylece 20'inci asra, hasret çektiği nizamdan en parlak örneği verecektir.
Bu kurtarıcı, tek kelimeyle, İslamın bütün saffet ve asliyeti içinde gerçek temsilcisi ve onun bugünkü ve yarınki dünyaya tam hakim tatbikçisi olmaktan başka bir huviyete sahip bulunmayacaktır.
Batışımızdaki dehşete denk bir çıkış ve yükselişle bizi kurtaracak kahraman...
İlahî adalet ve kanunlara göre... Mutlaka gelecektir. Bu millet kalacağına göre, o gelecektir!
***
Yok, efendim, yok!.. Bu dâvaya bir nihayet vermenin günü gelmiştir. İkisinden birini istiyoruz:
Müslümanlık kanın dışıdır!
Yahut:
Müslümanlık, inanan için tek kanundur ve her türlü müdafaası serbesttir.
Müslümanlık değil ama, lâîklik de budur!
HİTÂBELER (syf. 163.164.165)