Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz.. Tarayıcınızı güncellemeli veya alternatif bir tarayıcı kullanmalısınız.
Göz yaşlarının dili henüz çözülemedi bu diyarlarda,
Her gönül gözü olan göremedi,
Her gönül bu hazza edemedi,
Ermişler katre katre eridi,
Bu yolda adım adım dürüldü,
Ne dile, ne kaleme gelemiyorsa!
Semâ ve ârz kadar sûküt…
Bazen…
Aşk diye sanılan şey zehri yudumlamaktır,
Hissedilen duygular, aşkı daha önce hiç tatmamış gönüllere
Aşkı öyle öğretir, ızdıraplı, sancılı, ölümcül…
Tüm hayatın sahte duygulara mübah kılınır
Gözleri kamaştıran bir ihtişama sahiptir
Hiç hissettirmeden zehirler,
Zehir yakar, geçer…
Kendi yoluna devam eder,
Adına aşk denilir…
Ve zordur tabutunun dört koluna uzanan ellerin olmayışı
Yanlızlık büyük sancıdır,
Münker ve Nekir bekler kabrin başında
Toprak sancılıdır şimdiden
Daha almadan seni, yüreğinin kokusundan korkar
Kendinden olan bir parça arar
İçine gönlü razı kabul edebilmek için
Ve iliklerine kadar çözümler seni
Kendinden bir zerre arar,
Ama dünya suyuna batırılmış insanda
Topraklık vafsı erişmiştir çoktan
Şimdi gece ulumalarından korktuğun köpekler
Ve adını duyduğunda ürperdiğin böceklerdir sana dost
Sol yanını onlar doldurur, yalnızlığını sararlar ilmek ilmek
Ve maviliklere hasretin katmerlenir, gök yüzüne olan özlemini
Kabrinde katmer katmer biten ısırgan otlarından aldığın haberlerle dindirmeye çalışırsın
II.
Hasrettir toprak kendisine
Elest bezminden beri
Sımsıkı sarar, kucaklar seni
Bağrına basar sen içine girdin gireli
Özürlük delisi gönlün ise
Dünyasına doyamamıştır
İstemez bu ilgiyi, sevgiyi…
/Sırtıma yüklendim günahlarımı
Bel bağladım tüm hatalarıma
Dünya avuçlarımda
Mekruh bakışları gözlerime taktım
Vel-hasılı ne varsa benden sadır olan
Dilimden dökülen, yüreğimden inzal olan
Tümünün hamallığını üstlendim
Ama yine bir kelebeğin kanat çırpışı oldu
İnce bedenimden olgunlaşmamış başaklarımı çalan…/
Güneşin toprağın anlında olduğu bir gündü
İsyansız ve umutlu bir sancıyla çatladın
Çatlayan, gövdendi.. umut, bereketti…
sitem ve isyan değil, rahmetti beklenen
Susuzluktan kuruyan dilin midir,
Yüreğine kirli ve kuru isyanları
Sağnak sağnak indiren
Yoksa gözlerini kamaştıran güneş ışıkları mıdır
Toprağı nasıl bir aşk ile çatlattığını unutturan
Sen değil miydin
Sabah ezanlarında serçelerle yarışan
Rüzgarlara demet demet zikirlerini asan
Gece olunca yıldızlarla başaklarını yarıştıran
Ve sen değil miydin, köklerini emanet ettiğin
Ana kucağına hergün yük olmaktan haya duyan
Şimdi ne oldu da düştüğün kucağa
Sırtını yasladığın, adıyla adına ün kattığın
Köklerini elinde tutana
Bu denli arsız ve gafil isyan…
Ah yar,
Hasretinden ağyar biçare gönlüm
Vuslata kaç kaldı
Buralar da zaman durdu
Senli bir güne uyanmaktır ümidim
Ki onun için bu uyku numalarım
Sensiz uyku haram gönl-ü gözüme
Sen gelirsin diye ağlamaklı gözlerim
Olurda kulak kesilirsin bu feryad-u figanıma
Hani olur ya hisseder gönlün, seni düşünürken gönlüm
Biçare, tüm kapıları çalmakta, aç gönlüm
Mutlaka olur biri yüzün görmeye vesile
Adımı ağızından duymaya,
Arkanda kıyama durmaya
Tekbirin ile secdeye kapanmaya
Ve hiç bitmeyen bir şükür ile,
Secde de can vermeye…
Ve adın imtihan yeridir Dünya!
Eğer düşersek sendendir,
Dik durabilirsek bizden…
Soğuk ve kaygan yollarda kaymadan ayaklarımız
Ateşten bir koru düşürmeden ellerimizden
Üşümesin diye yüreğimiz sırtımıza aldığımız bir şaldır haya
Ve iman yüreğin ve bedenin damarlarında dolaşır
Kalbe inen zikirle tazelenir, güçlenir…
Ve kaymadan ayağın yürümeye çalışırken hayat yolunda
Yolda ki dikenlere takılıverir şalın
Yavaş, yavaş, sökülür, sökülür…
Hiç fark etmezsen çırılçıplak kala kalırsın yolun ortasında
Elinde bir kor, dayanılamayacak sıcaklıkta
Setretmek için ellerinle bedenini, onu bırakırsın
Ve bir daha asla ısınamazsın…
Ya da, olurda fark edersen, yürürken buzlu yollarda
Ayağın bir şeylere takılırda yuvarlanıverirsin yere
Bir bakarsın ki yüreğini ısıtan şalındır, ayağına dolanan,
Yoldaki dikenlere takılıp yavaş, yavaş sökülen…
Demiştin ya ölenedek beraberiz diye
Bir ömür umuttun bana sen
Baktığım, gördüğüm herşey de sen izi bıraktım ben
Ve… Gittiğin gün öldün sen
Ve ben kalan ömrüm de senin izlerinin esiriyim sandım
Göz bebeğimde büyütmüştüm seni,
Gözlerimi yumsam da sen, açsam da sen idi
Şimdi mühürlü gözlerimle nazar ettiğim herşeyi yakıyorum
Bir bir izlerini yok etmek için,
Yakıyorum/yanıyorum