Dinimizde herşeyin bir hükmü vardır yani fetvası birde takvası
Fetva ruhsat verir veya vermez takvada onun daha ağırıdır
Eyerki dinimiz evlilik önü nikaha ruhsat vermişse
Bireyler bu hakkı kullanabilirler karşılıklı anlayış içerisinde
Bu nikahın mahremiyyeti ortadan kaldırması gerektiği bir nikah olduğunu bilerek yola çıkarlar...
Erkek ve kızımız bu nikahın onların birleşmesi için olan bir nikah olamdığını bilirlerse nişanlılık devresi daha güzel gider...tabiki buda demek deyildirki onlar bu nikahla bir araya gelemezler diye, benim söylemek istediğim nikah kıyılınca illaki birleşmeleri gerektiğini söyleyen bir söz sarf edilmiş ona cevaben yani nikah kıyıldı erkeğin belli hakları doğdu ... evet doğdu ama bunu zaten oda biliyorki bu nikah o manada bir nikah olmadığını bunu gençler daha ii anlayıp bir birlerine sabır ve anlayış gözteririlerse bu nikah gayet güzel anlamını kazanır eyer bu nikahı yanlış kullanırlarsa sonu elbette hüsranla biter hafazanallah...
acizane ben kendimde bundan 27 sene evvel nişanımda hem nikahım hemde yüzüğüm takıldı 11 ayda nişanlı kaldım ama elhamdülillah asla ailemize bir kara sürmeden telimizle duamızla gelin olduk..
ve yakın zamanda da biliyorsunuz kzımı gelin ettim kzım 4 ay gibi kısa bir zaman içinde hem nişan hemde düğün oldu nişanda nikahı yapmadık hemen hemen 2 ay kadar.. sonra baktıkki mahrem oldukları için bazı konular konuşulmuyor ve
nişan amacını ulaşmıyor çünkü 2 genç var yakın zamandada dünya evine girecekelr ama dinen haram oldukalrı için her hareketleri suç ve günah onun için onların istek ve doğrultusunda nikahlarını kıydık 2 ay kadar nikahlı kaldılar ve RABBİMİN izni sayesinde çok şükür onlarda bize bir leke ve keder getirmeden yuvalarını kurdular...
yani kısa sözün özü oki bunlar hep gençlerin kendi anlayışlarına kalmış bir olaydır ..biz velilerde izin veririz veya vermeyiz orsıda bizi bağlar..
Nişan ve nişanlılık devresi nasıl olmalıdır? Tarafların görüşmelerinde ölçü ne olmalıdır ?
Evlenecek taraflar görüşüp, konuştuktan ve anlaştıktan sonra aralarında bir nişan merasimi düzenlenir. Nişan bir çeşit sözleşme sayıldığı için, talip olunan kızı artık bir başkası gelip isteyemez. Nişanlanma memleketimizde yaygın bir âdet olduğu gibi, İslâmda da yeri olan bir husustur. Nitekim, Peygamberimiz, Hz. Âişe ile üç sene kadar nişanlı kaldıktan sonra evlenmişlerdir. Böylece,nişan aynı zamanda bir sünnet sayılmaktadır.(1)
Nişan merasiminden sonra, aileler arasında akrabalık bağı kurmanın ilk teşebbüslerine başlanır. Taraflar karşılıklı olarak birbirlerine hediye gönderirler ve artık yavaş yavaş düğün hazırlığına başlarlar. Evlenecek kimselerin nişanlılıkları da bir yüzükle belli edilir. Erkeğin altın ve diğer madenlerden yapılmış yüzük kullanması uygun olmadığı için, ancak gümüş yüzük takabilir.
Nişan, sadece bir evlenme vaadi ve nikâhın başlangıcıdır. Böyle bir vaadden dönmek İslâmî edebe aykırı olduğu için, ölüm ve sonradan zuhur eden bir hastalık gibi, haklı bir sebep yokken, ahdi bozmak doğru olmaz.Fakat sadece nişanlanmakla nikâh hükümleri terettüp etmediğinden, iki taraftan hiçbirisi, İslâm hukuku açısından sözünü yerine getirmek zorunda değildir. Çünkü nişanda, nikâhta bulunan icap ve kabul yoktur. Yani evlenecek eşler iki şahit huzurunda sözlü olarak nikâh akdini yapmış değillerdir.
Nişanlanmanın her iki taraf için sağladığı en mühim fayda, evliliğin sağlam esaslar üzerine kurulması için başvurulan bir ihtiyat tedbiri olmasıdır. Çünkü, birtakım haklı sebeplerle nişanın bozulması, ileride vukuu muhtemel ve mümkün olan boşanma hadisesinden daha hafif düşmektedir. Her ne kadar "dünürlük" devresinde her hususun enine boyuna konuşulması gerekse de, nişanlıların mesut bir yuva kuramayacakları hususunda ciddî belirtiler çıkarsa, nişan sözleşmesine nihayet verilebilir.
Nişan bozulduğu takdirde, taraflar birbirlerine verdikleri hediyeyi iade edebilirler. Verilen şeyler telef olmuş veya kaybolmuşsa, bedeli istenebilir.Nişanlılık devresinde, zaman zaman ihmal edilen ve dikkat edilmeyen husus, tarafların birbirlerini evliymiş gibi zannedip aradaki mahremiyet sınırını ihlâl etmeleridir.
Daha önce de belirttiğimiz gibi, evlenecek kimseler birbirlerini ancak istemeye gittikleri zaman görebilirler. Bunun dışında, bir nikâh akdi yapılmadığı müddetçe,nişanlıların yalnız olarak görüşmeleri, konuşmaları, beraber gezmeleri uygun olmaz. Çünkü birbirlerine karşı bir yabancıdan farksızdırlar. Görüşme zarureti hâsıl olsa, yanlarında kadının bir mahremi bulunmalıdır. Bu hususta , Peygamberimizin ikazı açıktır: "Kim Allah'a ve Ahiret gününe inanıyorsa, yanında mahremi olmayan bir kadınla yalnız kalmasın. Çünkü bu takdirde üçüncüleri şeytandır."(2)
Nişanı, bir evlilikmiş gibi telâkki ederek nişanlılar arasındaki mahremiyet sınırına dikkat edilmemesi neticesinde, cemiyette pekçok üzücü ve aileleri sıkıntıya sokacak durumlar görülmekte ve duyulmaktadır. Bu hususta titizlik gösterilmemesi sonunda tarafları pişmanlığa düşüren bazı hataların çıkma ihtimali göz ardı edilmemelidir. Evlilik akdi yapılıncaya kadar her iki tarafda meşruiyet sınırını aşmamaya itina etmelidirler.
Nişanlılar, nikâhları akdedilene kadar yalnız başlarına görüşüp konuşamayacakları gibi, tokalaşmaktan da kaçınmalıdırlar. Düğün merasimi esnasında dahi henüz nikâhları kıyılmadıkça, mahremiyet sınırını muhafaza etmeleri gerekir. Ancak nikâhları akdedildikten sonra birbirlerine helâl olurlar.
Bazı bölgelerimizde nişan merasimi esnasında dinî nikâh kıyılmakta; böylece taraflasın birbirleriyle rahat bir şekilde görüşmeleri için mahzur ortadan kalkmaktadır. İslâm hukuku açısından eşler, karı koca olmaktadırlar; fakat resmî nikâhları daha sonraya bırakıldığından, evlilik muamelesi resmen gerçekleşmemektedir. Bununla beraber, iki şahit huzurunda icap ve kabul esaslarına uyularak akdedilen bir nikâh, tarafları birbirine helâl kılar. Baş başa görüşüp konuşabilirler, tokalaşabilirler,gezebilirler.
Her ne kadar taraflar birbirlerine "Evet" dedikten sonra birbirlerinin helâli olmuşlar, ömür boyu bir ve beraber olmaya karar vermişler, birtakım riskleri göze almışlar ise de, en kötü ihtimalleri de hesaba katarak,nişanlılık devresinde münasebetlerde ölçülü olmanın sayılamayacak kadar çok faydaları vardır.
Bilhassa damat adayının, kız tarafının hassasiyetini anlayışla karşılaması gerekir. Bu hassasiyetin bir itimatsızlıktan değil de,haklı bir ihtiyattan kaynaklandığı bilinmelidir. Allah göstermesin, bir nişan bozulması sırasında tarafların vicdan azabı çekmemesi ve ikinci evlilik teşebbüslerinin akamete uğramaması için böylesine bir ihtiyata ihtiyaç vardır.
Bu vesileyle şu hususa da açıklık getirelim: Nikâhlı olduğu halde nişanı bozulan kadının başka bir erkekle evlenmesi dinen caiz değildir. Başkasıyla yaptığı,nikâh sahih olmaz. Kadının nikâhının sahih olması için önceki nişanlısının (kocasının) kadını boşaması gerekir. Kadını boşadığı takdirde, kadın başka bir erkekle evlenebilir. İddet beklemesine lüzum yoktur. Aksi takdirde, eski nişanlısı boşamadan kız bir başkasıyla evlenemez. Bu hususta karı-koca olup olmamaları aranmamaktadır. Yapılan nikâh akdi dinen tarafları nikâhlı göstermektedir. Kız
boşanmaâan bir başkasıyla evlendiği takdirde nikâhı batıl olup, bu evlilik sayılmaz.Erkeğin durumu ise farklıdır. Nikâhlı olduğu halde başka bir kadınla evlenebilir.(3)
1. Müslim, nikâh: 69.
2. Müsned, 3: 339
3. Nisa Sûresi, 3.